Hayatınıza son vermek ağır bir suç. Gerçekten size ait olan tek şey bu ve onlar size bununla ne yapıp ne yapamayacağınızı söylüyorlar. Hoşunuza gitse de gitmese de yaşamak zorundasınız.
Şu hayatta en köklü alışkanlıklar terk edilebilir, kişilik bozuklukları düzeltilebilir, en sıkı dostluklar tavsayabilir, hatta bağımlılıklar bile aşılabilir, ama belki de değiştirmesi en zor şey insanın bir yere duyduğu aidiyetti. Neden ayrılamıyorduk kanıksadığımız sokaklardan, şehirlerden, tekrarlardan? Bizi mutsuz etse bile yaşadığımız mekân, niçin bırakıp gidemiyorduk uzaklara? Bilinmeyene?