Nafiledir gelmiş geçmiş tüm zaman; çocuğunki de değil yalnızca, herkesinki keza; ne kadar çok şey olursa olsun ne denli büyük bir coşku duyulursa duyulsun, ne denli acı çekilirse çekilsin, zamanın içindeki tek bir ana mal edilir ve yitip gider o da sonra: sıkısmış kar kadar kaygandır her sey.
"Böyle dedi, Helene'nin göğsünde yüreğini oynattı.
Dillere destan gerdanından tanıdı Helene tanrıçayı,
İnsanın içini bir hoş eden göğsünden,
Ateş açan gözlerinden tanıdı onu.
Titredi önce, sonra boşalttı içini:
"Yine mi sensin tanrıça,
Neden hep baştan çıkartmak istersin beni?
Söylesene, niyetin ne,
Beni daha uzaklara, Phrygaria'ya,
Şirin Meonie'nin bakımlı bir iline götürmek mi?
Oralarda ölümlülerden bir adamın var mı ki?
Tanrısal Aleksandros'u yendiği şu sıra,
Menelaos alıp eve götürecekken beni tam,
İler tutar yeri kalmamış beni,
Çıktın yine karşıma bir sürü düzenle.
Paris'in yanına kendin git yerleş haydi."
Çocukluğun kronolojisi çizgilerden değil, ani sıçramalardan meydana gelir. Hafıza donuk ve parçalara ayrılmış bir aynadır. Ya da daha doğrusu nisyan kumsalına dağılmış zamansız anı kabuklarından yapılmıştır. O yıllarda pek çok şey olduğunu biliyorum ama hatırlamaya çalışmak tıpkı bir rüyayı hatırlamak kadar sinir bozucu; hani bir rüya bizde bir duygu bırakmıştır ama hiçbir görüntü yoktur, hikayesiz bir hikayedir, boşluktur, geriye yalnızca hayal meyal bir ruh hali kalmıştır, aynı öyle. Görüntüler yitirildi. Yıllar, kelimeler, oyunlar, okşayışlar silindi fakat yine de bir anda geçmişi gözden geçirirken nisyanın karanlık bölgesinde bir şey yeniden aydınlanıveriyor. Bu hemen her zaman neşeyle karışık bir utanç duygusu oluyor ve hemen her zaman babamın yüzü, bizim sürüklediğimiz ya da bizi sürükleyen bir gölge gibi yüzüme yapışmış halde orada duruyor.
"Sevdiklerimizi alıp götüren şey ölüm değil. Bilakis ölüm onları saklar, sevimli gençliklerinde sabitler ölüm. Sevgiyi dağıtıp mahveden şey ölüm değil, yaşamdır." Marta artık gençliğinde ve sevgimizde sabitlendi. Annem ve ben o gün sessizlik içinde, mumsuz, pastasız kutladık 50.yaş gününü o ölü genç kızın. Öyle ki babam kendini avutabilmek adına derdi ki, aslında hiç var olmamıştı, yalnızca güzeller güzeli bir efsaneydi.