Nuh dışarı çıktı. Sahte Nuh. Kendini Nuh sanan, Nuhluğu kendine yakıştıran. (Hayvanları mı, insanları mı kurtaracaksın sen? Hangi tufandan?)
Sen, söyle, nasıl sürdürmek yaşamı?
Cevabını verdim. Korkusuzca. Nuh gibi değil, Nuh'un ağzından değil. Kendimce. Ve sessizce. (Bağırsaydım da bir şey değişmeyecekti, dağlarda yansıyan sesim verecekti cevabı.) İşte verilen iki sesli cevap :
-Burda ancak var olmayanı, ama var olması gerekeni yaratarak karşı koyabilirsin.
-Neye karşı koymak?
-Yokluğa. Anlamsızlığa. Geçmişine.
-Tufan öncesindeki geçmişin mi? Onu ansımasan da olur. Hiçbir gereği yok bunun. Burda yaratılması gereken bir karşıkoyuş. Ancak bununla bulabilirsin çıkış yolunu. Nuh da öyle buldu:
Adsız sansız düşünmelerdir benim düşünmelerim. Daha çok renge benzerler. İç karartıcılarla iç açıcılar yan yanadır. Bazı bir kanarya sarısıdır geliverirdi. İçim hızlanır uçardım oradan oraya. İyiye benzettiğim her şeyin bana da olması için çok dua ettim, çok istedim.