Her zaman söylerim, bir çocuğun mutlu olması için önce annenin mutlu olması gerekir.Annenin mutluluğu ise kendine olan sevgisiyle çok ilgilidir. Elbette yarına dair hedeflerimiz, değiştirmek istediğimiz alışkanlarımız, hoşlanmadığımız huylarımız, geliştirmek için ugraştığımız becerilerimiz olmalıdır. Lakin bu, bugün olduğumuz kişiyi sevmediğimiz anlamına gelmemelidir. Hemen, şimdi aynaya bakarak başlayabiliriz kendimizi sevmeye.. Aynaya bakarak ve aynadaki aksimizde gördüğümüz bir anne, bir eş, bir ev hanımı, bir çalışan, bir arkadaş, bir evlat ve çok daha fazlasına göz kırparak başlayabiliriz.
Bağırmayan anne' olmak yolculuğumun başında ilk yaptığım şey bu oldu sanırım. Kendimi dinledim; tarafsızca, eleştirmeden, anlamak için dinledim. "Oğlum yere meyve suyu döktüğünde neden bu kadar sinirleniyorum', diye sordum kendime ve aldim cevabı bir dostu dinler gibi yüreğimle dinledim. Altından titiz ev hanımlığım çıktı, evinin hiç kirlenmemesini yoksa el ålemin ne diyeceğini fazlaca düşünen kadın çıktı, annesine yaranmak için hep temizlik yapmaya çalan küçük kız çıktı, "çocuğu meyve suyunu dökmeden içemiyor mu" diyebilecek kişilerin kanırttığı annelik hassasiyetim çıktı, çıktı da çıktı...
Bağırmayan bir anne olmak demek hiç öfkelenmemek, öfkeyi bastırmak, her şeye Polyanna gibi yaklaşmak demek değildir. Öfkelendigimizde bunu insani yollarla ifade etme becerisi göstermek demektir. Sadece bu bilgi bile, yani öfkelenmenin yanlış olmadığını bilmek bile, bizi daha az öfkeli yapar çünkü biz anneleri öfkelendiren sebeplerden bir tanesi, "öfkelenmemem gerektiği halde öfkeleniyorum, ben ne kötü bir anneyim" algısından oluşan yetersizlik duygusudur.