Öncelikle çeviriden başlayayım; rahatsız edici birkaç söylem olmakla birlikte bazı yerlerde Google Translate kullanılmış gibiydi, yani beğenmedim. Romanın konusu herhangi bir Zeki Demirkubuz filminden halliceydi. Baştan sona, erkek olmasından dolayı kendinde doğal bir hak olarak gördüğü tahakküm kurma olayını sevdiği kadın üzerinde kuramadığı için çıldıran bir adamın hikayesi, adamın ressam ve entelektüel olmasından ötürü varoluş sancılarıymış gibi anlatılıyor. Benim için klasik bir kadın cinayeti olayı. Derin bir varoluş sorgulaması da yoktu, haliyle bana oldukça vasat bir roman gibi geldi ve bu kadar beğenilmesine şaşırdığım bir roman oldu.