İnsan hayatı karşılıklı olarak kandırılıp hiçbir şeyin farkına varmadan birbirlerini incittiği ve bu tuhaflığın bariz bir şekilde ortada olduğu örneklerle dolu. Ancak benim karşılıklı kandırılmaya bir ilgim yok. Ben soytarımla birlikte sabahtan akşama kadar insanlara rol yapıyorum. Benim kitaplarda yer alan davranış kalıpları ve etik anlayışlarla pek bir alakam yok. Ben rol yaparken neşeli bir şekilde yaşamaya devam ediyorum. Yoksa yaşama özgüvenine sahip insanları anlamam mümkün değil. İnsanlar bu acı gerçeği bana hemen söylemedi. En azından bunu biliyor olsaydım insanlardan bu kadar korkmaz ve umutsuzca bu oyunları oynamazdım. İnsan hayatına karşı çıkarak her gece bu cehennem azabı misali hissi çekmezdim, değil mi?
(...)
Bu yüzden, kimseye sezdirmediğim yalnızlığımın, başkalarına başvuramamamın kokusunu kadınların alabildiğini düşünüyorum. Daha sonraki yıllarda zaman zaman benden faydalanmalarına neden olan etkenlerden biri de bu sanırım. Yani ben, kadınlar için aşk denen şeyin sırlarını tutabilecek bir erkektim.
Ancak ben annemi de babamı da hiç anlayamazdım. İnsanlardan yardım istemek mi? Gülünç bir fikirdi bu. Babama, anneme, bir polise, hatta hükümete başvurmuş olsam bile kendi bildiğini okumakta mahir bu insanlar sadece bir hikâye uydurup meselenin üstünü kapatmaz mıydı:
Hiçbir zaman adil yargılanmayacağımın çok iyi farkındaydım. Sonuç olarak, baskalarına yardım için başvurmanın bir faydası yoktu. Yapabileceğim tek sey, diye düşündüm susmak, tahammül etmek ve soytarılığıma devam etmek.
Ne dedin? Insanlara inancım kalmamış mı? Ne zaman mı Hıristiyan oldum? Tüm insanların günahkâr olduğuna inanmaya ne zaman mı basladım?
Belki birileri beni böyle şeyler diyerek küçümser. Ama neden insanlara dair inancı yitirmek sizi doğrudan dine gi- den yola yönlendirsin ki? Benimle alay edenler bile, çevrelerindeki kimseye güvenmemelerine ve onlar tarafindan güvenilmemelerine rağmen akıllarına Yehova'yı ya da herhangi bir ilahı hic getirmeden hayatlarını mutlu mesut yaşamıyorlar mı?
Okulda saygı duyulmak üzereydim. Saygı duyulma düşüncesi beni fazlasıyla korkuturdu. Bana göre "saygı görmek", her seyi bilen ve her seye gücü yeten biri beni görene
yüzümü bir avuç toz hâline getirip beni ölümden beter bir utanca mahkûm edene kadar herkesi mükemmele yakın bir hileyle kandırmak anlamına geliyordu. Benim "saygi"
tanımım buydu. Insanları aldatmayı ve onların "saygısını kazanmayı başarsam bile sonunda birileri farkına varırdı ve diğer insanlar da çok geçmeden gerçeği öğrenirdi. Kandırıldıklarını anladıklarında öfkeleri ve intikamları ne kadar korkunç olurdu! Bunun düsüncesi bile tüylerimin diken diken olmasına neden oluyordu.
Öte yandan, bugün enerji üretme yollarımız. Tablo 6.1 ve Görsel 6.3'te gösterildiği üzere, berbat biçimde verimsizdir. Çikolatayı sindirmek içerdiği mc² enerjinin ancak on trilyonda birini elde etiği için ancak %0,00000001 verimlidir. Eger mideniz %0.001 verimli olsaydi, geri kalan hayatınız boyunca yalnızca tek bir öğün yemeniz yeterli olurdu. Yemeye kiyasla, kömür ve benzin yakmak ancak sırasıyla 3 ve 5 kat verimlidir.
Her iki taraf açısından bir polemiğe yanıt vermenin en can sıkıcı türü kızıp da susmaktır: çünkü saldırıda bulunan kişi, susulmasını özellikle bir aşağılama işareti olarak yorumlar.