Bir toplumun gelişmişlik düzeyi, çocuklarını ne kadar koruyabildiğiyle ölçülür. Bu karede yan yana duran iki kardeşin bugün aramızda olmayışı, sadece bir ailenin trajedisi değil, çocuk koruma sisteminin topyekün iflasıdır. İhbarların ciddiyetle takip edilmediği, sosyal hizmetlerin her kapıyı çalmadığı ve yargının caydırıcı olmaktan uzak kaldığı her gün, bir başka çocuğun hayalleri elinden alınıyor. Bizler sadece faillerin cezalandırılmasını değil, bu çocukları o noktaya getiren ihmaller zincirinin de sorgulanmasını talep ediyoruz.
Çocuklar birer mülk değil, birer bireydir ve onların en temel hakkı olan yaşam hakkı devletin güvencesi altında olmalıdır. Şiddeti "aile içi bir mesele" olarak görüp görmezden gelmek, suç ortağı olmaktan farksızdır. Artık taziye mesajları yayınlamaktan, siyah görseller paylaşmaktan yorulduk. İhtiyacımız olan şey, çocukları hayattan koparan karanlığa karşı somut adımlar, tavizsiz yasalar ve her bir çocuğun güvenliğini her şeyin önünde tutan bir vicdani seferberliktir.
Dostoyevski’nin de dediği gibi; bütün dünya üzerindeki uyum, bir çocuğun tek bir gözyaşına bile değmez. Eğer biz bu yavruların gözyaşlarını dindiremiyor, onların yaşamlarını kutsal birer emanet gibi koruyamıyorsak, kurduğumuz tüm medeniyetler ve yasalar koca bir yalandan ibarettir. Çocukların sustuğu bir dünyada yankılanan her ses suçluluk taşır; zira masumiyetin katledildiği bir zeminde yükselen hiçbir gökdelen, hiçbir ideoloji ya da hiçbir siyaset bizi hakikate ulaştıramaz. Biz sadece bu iki canı değil, onların şahsında adalete olan inancımızı da toprağa verdik; ancak o topraktan yükselecek olan öfke, başka çocukların ışığı olana dek susmayacağız..