"Bir seferinde bir kadın görmüştüm, yakası iyice açık bir entari giymişti, gözleri donuk donuk bakıyordu, hava eksi beşken Ljubljana sokaklarında dolaşıyordu. Sarhoş olduğunu sandım, ona yardim etmeye davrandım ama ona ceketimi verme önerimi reddetti. Belki de onun dünyasında mevsim yazdı, bedeni onu bekleyen kişinin tutkusuyla ısınmıştı. O kişi yalnızca onun deli hayallerinde yaşasa bile, istediği gibi yaşamaya ve ölmeye hakkı vardı."
Pek çok kere bu başına gelir; eğer bir şeyi hatırlamak konusunda fazla gerilirsen, onu hatırlaman zorlaşır. O gerginlik yüzünden, varlığının üstündeki o baskı yüzünden, hafıza, içindeki bilgiyi sana göstermiyor. Birinin adını hatırlamaya çalışıyorsun da çalışıyorsun, ama her ne kadar dilinin ucunda olduğunu söylesen de gelmiyor. Bildiğini biliyorsun, ama yine de isim ortaya çıkmıyor.
Şimdi bu çok garip. Eğer sen hafızaysan, o zaman seni engelleyen kim; neden hatırlamıyorsun? Peki, "Biliyorum ama dilimin ucunda söyleyemiyorum."
diyen de kim? Sonra çabalıyorsun, ne kadar çok çabalarsan o kadar zorlaşıyor. Sonra, artik çabalamaktan sıkılıyor ve bahçede yürüyüşe çıkıyorsun, ve birden, bir gül ağacına bakarken, hatırlıyorsun; yüzeye çıktı.
Sen, hafızan değilsin. Sen bilinçsin; hafıza ise içerik.
Hafıza, tabii ki eskidir ve yeniden korkar. Yeni rahatsız edici olabilir, yeni hazmedilemez olabilir. Yeni sorun getirebilir. Kendini değiştirmen ve tekrar değiştirmen gerekebilir. Kendini yeni baştan ayarlaman gerekebilir. Bu da çetin bir iş gibi görünüyor.
Güç kazanabilmek için güzelliğin hâkimiyetinden başka bir şey tanımayan kadınlar, aklın zenginleştireceği doğuştan haklarından feragat eder ve eşitlikten kaynaklanan saygın hazlara ulaşmak için emek sarf etmek yerine, kısa ömürlü kraliçeler olarak yaşamayı seçerler.
Haksızlığa sabırla katlanan ve hakaretlere sessizce göğüs geren bir varlık kısa zaman içinde adil olmaktan çıkacak, doğruyu yanlıştan ayıramaz olacaktır.