“Görülecek, işitilecek, tadılacak, okunacak, yazılacak, yapılacak o kadar çok şey birikiyor ki, bundan sonra hayatımın bütün bunlara yetişemeyeceğinden korkuyorum.”
Parıldayan her şeyi altın sanma;
sık işitmişindir bunu, sakın aldanma.
dış görünüşüme bakan,
bu yüzden hayatını satan
sayısız bunca insan.
yaldızlı mezarlardan gözün kamaşır,
ama içlerinde kurtlar kaynaşır.
yürekli olduğun kadar akıllı olsaydın,
bedenen gençsin, ama aklen olgun olsaydın
cevabını bu kağıttan almazdın.
işin bitti artık, hadi sana uğurlar ola!
Kim kaderi aldatabilir ki,
erdemin damgası olmadan nasıl onurlu olunabilir?
kimse hak etmediği onuru taşımaya kalkmasın.
ah keşke soyluluk, unvanlar, görevler
yalan dolanla kazanılmasa da,
o yüce onur, onu taşıyanın erdemiyle ortaya çıksa!
kim bilir şimdi başı açık kaç kişi şapka giyerdi o zaman!
o zaman emreden kaç kişi emir alırdı acaba!
o zaman gerçek onur tohumundan toplanıp alınmış
kim bilir kaç yoksul köylü çıkardı ortaya!
acaba ne kadar onur toplanırdı
samanların altından, zamanın çöplüğünden
ışıldasınlar diye yeniden.
Bu her zaman böyledir: Kim sofradan kalkarken
Oturduğu zamanki keskin iştahı duymuş?
İlkin olan hızıyla atıldığı bir yoldan
Aynı sönmez ateşle hangi at dönebilir?
Neyin peşine düşsen kovalama ateşi
Kavuşmanın şevkinden her zaman üstün olur.
Şöhretin büyüğü, küçüğünü gölgede bırakır da ondan.
Kralın vekili kral kadar parlak sanılabilir;
Ama kralın kendisi ortaya çıkınca iş değişir.
Vekilin içi boşalıverir o anda. Bir ırmağın gelip denize boşalması gibi.