Almanya'yı dünya savaşına iten II. Wilhelm değil, Almanya'nın militan, yırtıcı, fetihçi ruhuydu ve ifadesini Bismarckların, Wilhelmlerin, Hindenburgların, Rohrbachların şahsında buldu. Antik Roma'yı yıkan Neronlar, Caracallalar, Commoduslar değildir, yüzyıllarca süren haydutluk savaşları yüzünden ruhen yozlaşmış ve çürümüş Roma halkı sadece yozlaşmış zalimleri ve cellatları iktidara getirebilecek durumdaydı.
Her ulus ruhsal durumuna göre ya büyük ya da önemsiz insanları iktidarın başına, yaşam yapısının tepesine yükseltir.
Yöneticiler ne olursa olsun, iyi ya da kötü, kahraman ya da zalim her zaman halklarının bir yansımasıdır. Bunlar halkın ruhunun bir kopyası, kitlelerin üretimidir. Halk nasılsa onlar da öyledir. Bu nedenle uzun zaman önce her ulusun hak ettiği hükümete ve yöneticilere sahip olduğu söylenmiştir.
Egemen oy hakkı insan yetkisinde nihai nokta olduğundan, bunu yönlendiren herkesin sosyal sorumlulukta da nihai olanı kabul ettiğinden emin oluyoruz. Devlet üzerinde kontrol sahibi olmak isteyen her bireyin devletin hayatını kurtarmak için kendi hayatıyla bahis oynamasını -ve gerektiğinde, bu bahsi kaybetmesini- şart koşuyoruz. Dolayısıyla, bir insanın kabul edebileceği en yüksek sorumluluk, bir insanın kullanabileceği nihai yetkiye eşittir.
Yetkinin karşısında ne bulunur? Sorumluluk.
Yetki ve sorumluluğun eşit olması gerekir. Sorumluluk sahibi olmayan yetkiye imkân vermek, felaketin tohumunu atmaktır; bir insanı üzerinde kontrol sahibi olmadığı herhangi bir şeyden sorumlu tutmak ise kör bir ahmaklıktan ibarettir.