"Adaletin ve adaletsizliğin doğası biliniyorsa, adaletsizlik etmenin ve adaletsiz olmanın, yine aynı şekilde, adil davranmanın ne olduğu açık ve net değil midir?"
"Ne demek istiyorsun?" dedi.
"Bu ikisi, hastalık ve sağlık gibidir; aradaki fark şu ki, hastalık ve sağlık insanın bedeninde barınırken, adalet ve adaletsizlik ruhunda barınır."
"Adalet, insanın dışıyla değil, içiyle, yani özüyle ve ona ait olan şeyle ilgilidir. Adil insan, özünü oluşturan katmanların öteki katmanlara karışmasına, üzerine vazife olmayan işleri yapmaya kalkmasına müsaade etmez. Kendi iç dünyasını düzene sokar; kendi kendisinin efendisi olur ve kendi koyduğu kurallara uyarak kendisiyle barışık yaşar."
"Bir adam, aynı anda hem tüccar, hem kanun koyucu, hem de savaşçı olmaya kalkarsa, bu karmaşa devletin altını oymaz mı?"
"Kesinlikle oyar."
"O halde devletimize en büyük zararı bu üç sınıfın birbirine karışması verecektir. Büyük bir vebaldir bu, değil mi?"
"Kesinlikle."
"Ölçülü olmak," dedim, "bir çeşit düzendir ve arzuların kontrol altına alınması anlamına gelir;" 'kendi kendisinin efendisi olmak' sözüyle anlatılmak istenen kişinin ölçülü olmasıdır."