Derken aralık ayında bir pazar sabahı uyanmış ve anlamıştı: Willem yoktu. Sonsuza kadar ayrılmıştı ondan. Bir daha asla dönmeyecekti. Onu bir daha görmeyecekti. Sesini bir daha duymayacak, kokusunu alamayacak, kollarına sarıldığını hissedemeyecekti. Bir daha hatıralarından birini anlatarak yüreğinin yükünü hafifletmeyecek, anlatırken utançla ağlayamayacak, rüyasında dehşet içinde ve sıçrayarak uyandığında yüzünde Willem'in elini, kulağında Willem'in "Yok bir şey Judy, geçti. Rüya gördün, geçti, korkma" dediğini duyamayacaktı. O zaman ağladı, gerçekten ağladı, kazadan beri ilk kez ağladı. Willem için, yaşadığı korku için, çektiği acı için, kısacık ömrü için ağladı. Ama en çok kendisi için ağladı. Willem'siz hayatını nasıl sürdürecekti?
İyi de neden sevmişti Willem onu bu kadar? Neden onunla bunca zaman geçirmek istemişti? Bunu hiç anlayamamıştı, artık hiç anlamayacaktı.
"Bazen hayatta kalmanı senden çok istiyormuşum gibi hissediyorum" dediğini hatırlıyor Willem'in ve uzun ,içini titreten bir nefes alıyor.