Düşüncelerini açığa vurmayı sevmez, yüreğindekileri sözle anlatmakdansa, kabalık etmeyi tercih eder. Bununla beraber, bazen hiç de melânkolik değildir. Sadece soğuk ve merhametsiz denecek derecede duygusuzdur. Ne yalan söyleyeyim, âdeta onda, birbirine zıt iki huy, nöbetleşe yer değiştirmektedir.
• Nedir insanlığın başına gelen kötülük, hadi biraz bunu düşünelim. Savaşlar mı? Zenginlik mi? Fakirlik mi? Bunlar listenin çok altında kalıyor. Esas kötülük insanın özünden uzaklaşması, kendi gerçekliğini kaybetmesi ama bunun farkında bile olmamasıdır. İnsanın kendi gerçekliği, en ham hali korkutucu da olsa tam bir gerçeklik olduğu için her tür kötülüğün karşısına çekilmiş bir settir.
• Dünyanın en zor şeyi nedir diye sorsanız, ben gerçekleri kabul etmek derim. Görmek? Görmekte bir şey yok, ama kabul etmek, içine sindirmek zordur.
Kişiliğin bireyleşebilmesi için, insanın kendisine ilişkin gerçekleri olabildiğince bilinçlendirebilmesi gerekir.
Ne var ki, birçok insan kendini tanımak için çaba göstermeksizin yaşamına anlam katabilmeyi umar ve beklediklerini bulabilmek için bir mucizenin gerçekleşmesini bekler.
Oysa insan, gerçeklerini tanıyabildiği oranda kendisiyle uzlaşır ve çevresine karşı da daha hoşgörülü olur. Bunu başaramayan biri ise hoşlanmadığı ve kabul etmediği bilinçdışı benliğini diğer insanlara yansıtır, onları eleştirir ve kınar.
Bunu yaparken, aslında tanımadığı gerçek benliğini seyretmekte olduğunun farkında değildir.
“Bilgi başlangıçtır, düşünmek ilk zorunluluktur, gerçek tıpkı buğday gibi gıdadır. Bilginin ve bilgeliğin yokluğunda zihin söner. Beslenemeyen mideler gibi, beslenemeyen zihinlere de acıyalım.
Açlıktan can çekişen bir bedenden daha da içler acısı bir şey varsa, o da aydınlık açlığından ölen bir ruhtur.”