Birinci sınıf, yaradılışları gereği tutucu kişilerdir. Uysal bir yaşam sürerler, başkalarına boyun eğerek yaşamaktan hoşlanırlar... Bence bu sınıftaki insanlar söz dinleyen ve uysal kişiler olmak zorundadırlar, onların görevi budur. Onlara göre böyle bir yaşamda gururlarını incitecek hiçbir şey yoktur. Ama ikinci sınıfa gelince: Bunlar ikide bir yasaların sınırlarını aşarlar. Yeteneklerine göre yıkıcıdırlar, ya da buna eğilimli kişilerdir. Bu sınıfa giren insanların suçları pek doğal olarak sınırlı ve çok çeşitlidir. Büyük bir çoğunluğa ve çok çeşitli sözlerle bugünkü düzenin daha iyi şeyler adına yıkılmasını isterler. İşte eğer bunlardan biri, ülküsüne erişebilmesi için bir ölünün, hatta bir kan selinin üzerinden atlamak gerektiğine inanırsa bence büyük bir gönül rahatlığı içinde kendine bu kan selinin üzerinden atlama iznini verebilir.
Bu ana düşünceye göre, insanlar doğa yasaları gereğince genellikle iki sınıfa ayrılırlar: Birincisi aşağı sınıf (sıradan insanlar) ki, bunların biricik ödevleri kendileri gibi birtakım yaratıkların çoğalmasına yarayacak bir kaynak görevi yüklenmektir. İkinci sınıf insanlar ise, kendi çevrelerinde yeni bir söz söylemek yeteneğini kendilerinde bulabilen insanlar sınıfıdır.
Büyükleri bir yana, toplum içerisinde biraz olsun sivrilenler, yani ufacık bir yenilik yaratmak yeteneği gösterenler, yaradılışlarına göre, - elbette az ya da çok- bir katil olmak zorundadırlar. Çünkü başka türlü sivrilmelerine olanak yoktur. Hem herkesle aynı düzeyde kalmalarına yaradılışları gereğince razı olmamak zorundadırlar.