Moiz K profil resmi
905 kütüphaneci puanı (Geçen ay: 13)
378 okur puanı
24 Şub 2018 tarihinde katıldı.
  • Moiz K tekrar paylaştı.
    Mars'a bireysel "sert iniş" yapmak isteyenler için paylaşıyorum.
    NASA'nın Perseverance Rover (=Azim Gezgini) keşif aracından canlı: https://youtu.be/w9zFaCNXTCY
  • Moiz K tekrar paylaştı.
    Merhabalar, iyi martlar gece gece:) 2021 daha hızlı geçiyor sanki- bana öyle geliyor en azından. Şubat unutulmaya yüz tutmuşken başka bir etkinliğe başlıyoruz biz da . Başka değil pardon- klasik öykü etkinliğimizde yeni bir ay sadece.

    Mart ayı birçok şey getirse de insanın aklına, geçen yıllarda “Kadın” konulu öyküler üzerine yapmıştım etkinlikleri. Epey bir hikaye yazılmıştı, biz de erkekler olarak mutlu mutlu günah çıkarmıştık öykülerimizde. Tabii geçen yıldan beri bolca şey oldu. Yüzlerce kadın öldü. Ölenlerin namusları binlerce kadın ve erkek tarafından sorgulandı. Tecavüzler, tacizler, eril faillikler son hız devam etti. Bütün bu konular erkekler tarafından tartışıldı ve İstanbul Sözleşmesinin gereksizliği ön plana çıktı. Yani beklenildiği gibi değişen hiç bir şey olmadı hayatımızda.

    Lafı uzatmayayım fazla, bu ayın temasını çözmüşsünüzdür herhalde. Evet, bu ay ERKEK’ler hakkında yazacağız öykülerimizi. Sonuçta James Brown’ın da dediği gibi dünya bizim. Biraz da bizim hakkımızda konuşsun kadınlar değil mi? Kimsenin içinde bir şey kalmasın.

    Yeni gelenler için etkinliğin esaslarını da kısaca açıklayayım. Erkek(ler) temalı öykünüzü kendi hesabınızla paylaştıktan sonra linkini bu iletinin altına yorum olarak bırakacaksınız. Site kuralları dışında dikkat ettiğimiz tek şey paylaşımınızın deneme/iç dökme vb. değil de bir öykü olması yani kurgusu olması bir nevi. Ha, bir de tema var – Erkek- ama onu söylemiştim zaten. Yorumlara bıraktığınız öyküleri ben de etkinliğe ilave edeceğim. Daha önceki aylarda olduğu gibi öykü yazan ama ismini paylaşmak arkadaşla da yardımcı olabilirim bana ulaşırlarsa.

    Bir de geçen ay öykülerin değerlendirilerek (oylama vb. bir yöntemle belki) bir sıralama verilmesi ile ilgili bir talep gelmişti, ama ben bunu gereksiz buluyorum değerlendirme kıstaslarının ne kadar sağlıklı olacağı göreceliliğine girmesem bile. Aylardır yorum bile yazmıyorum öykülere hem göz korkutmamak için:) Ama uygulanabilir bir fikir varsa düşünebiliriz belki (Ve de çürütürüz hemen)

    Neyse, uzatmayayım dedim ama uzattım- mart sıkıntısından belki de:) Öykülerinizi bekliyorum, kolay gelsin herkese şimdiden.

    (Bu arada cinsiyet sınırı olmadan herkes öykü gönderebilir kadın temalı etkinliklerde olduğu gibi, yanlış anlaşılmalara karşı ekleyeyim dedim.)

    (Bir de bunu ekleyeyim, metin içinde kullandım ya - https://www.youtube.com/watch?v=H77fRz1rybs)
  • Moiz K tekrar paylaştı.
    Beş günde kaç kitap okursunuz? Hayır, bu bir hızlı okuma etkinliği değil. Hayır hayır çok kitap okuma etkinliği de değil. Bu her gün 3 saat kazanırsanız, hayatınızda ne değişir, bunu görme etkinliği. Hepimiz son bir yıldır hayatı başka türlü de yaşayabildiğimizi gördük. Peki, yaşayabildiğimiz kadarını ne kadar etkili ve etkin yaşıyoruz? Uyku kaliteniz ne kadar iyi? Beslenme düzeniniz nasıl? Sağlığınız peki, keyfiniz yerinde mi? Hayatta her şey birbirine görünmez zincirlerle bağlı. Gelin birlikte kendimize bir sebep verelim, sitenin formatı sebebimiz olsun ama asıl amacımız hayatımızı daha nitelikli ve düzenli nasıl yaşarız bunu görmek olsun. Eğer bu düzeni hayatımıza yerleştirmeyi başarırsak senede 1 buçuk aydan daha fazlasını kazanmış olacağız ve memnuniyetsizliklerimizi ve yorgunluklarımızı bir kenara bırakıp daha enerjik, daha mutlu ve kısa vadedeki hedeflerine ulaşmış bir insanın mutluluğunu yaşayacağız. Bir parantez açmak istiyorum: Herkesin ev düzeni, evden çıkış ve eve giriş saatleri birbirinden farklı ama ana hat belli. Kendinize uygun düzeni belirlemek size kalmış. Şimdi ben 5 gün boyunca ne yapacağımızı adım adım anlatmak istiyorum. İlk olarak sindirim saatleri ve hormonlarımızdan başlayalım. Her şeyin bir saati var. Yemenin ve uyumanın da bir saat aralığı olmalı. Akşam yemeklerinizi saat 4-7 arası yemeli ve vücudunuza sindirim için izin vermelisiniz. Yemekten hemen sonra uyumak besinin midede çürümesine sebep. Rahat bir uyku görevini yapmış sakinleşmiş bir mideyle olur. Akşam 8-9’dan sonra telefonları elimizden bırakıp artık ışıklarla olan ilişkimizi azaltma vakti. Vücut yatma saatinin geldiğini ancak ışıklar hafif hafif karardığında anlayabilir. Yatana kadar kitap okuyabilirsiniz. Amacımız zaten daha fazla okumak. 10-11 civarı uyuyabilirseniz sanıyorum ki çifte kavrulmuş lokum olur. Asıl bomba burada geliyor: GECE UYANMAK. Ben ara ara 9 civarı yatıp 1’de kalkıyorum ve inanın çivi gibi oluyorum. Uykunun zerresi yok. Üstelik dünyanın üstüne yorgan attığı vakitler ve derin sessizlik her yeri sarmışken, benim uyku esnasında salgılamam gereken tüm hormonlarım salgılanmış, dinlenmiş bir şekilde uyanmış halim kitap okumama, yazı yazmama, her ne yapacak isem onunla ilgilenmeme müsait oluyor. Erken yattıktan sonra hedef 4’te uyanmak. Sabah 4 ve 7 arasını hayatınıza kattığınızda bu her gün 3 saat kazanmak oluyor. Benim amacım ilk etapta bunu 5 gün yaparak gözümde büyütmemek, ulaşılabilir kılmak ve yanıma katacağım birkaç kişiyle belki hayatlarımızda daha iyi zamanlar kazanmak. Her insanın sahip olduğu aynı 24 saat. Çoğu kişinin şikayeti vakit yetmezliği. Çünkü bizler var olan düzenlerimizde vücudumuza bir nevi işkence ediyoruz. Gece geç saatlere kadar oturuyor, sabah kalkmak zorunda olmanın huysuzluğuyla hayatımıza devam ediyoruz. Açıkçası gün içinde de yoktan yere kendimi bitkin hissediyorum. Daha fazla uyuduğum günler daha da fazla uyumak istiyorum. Bu uygulamayı elbette çalışanlar birebir uygulayamazlar. Bunun için bunu hafta sonuna denk getirerek başlamak en iyisi görünüyor ki sayımız çoğalsın. Rahat bir kahvaltı, dinç bir zihin, mutlu bir sabah, uzun bir gün demek. Erken yatıp erken kalkarsak, bize yetmeyen günümüzü sabahlarımızı doldurarak yaşarsak bakalım gün yine aynı gün olacak mı bizler için? Var mısınız?

    Bu etkinlik fikri, hayatımdan memnun olmadığım ve verimliliğimin dibi bulduğu, bir çıkış yolu ararken karşıma çıkan şu video ile oldu; https://youtu.be/cXy7z2SP_pg

    Erken akşam yemeği yemek akşamlarımı kazandırırken, uyku kalitemi artırdı. Uyku kalitem artınca daha mutlu bir insan oldum. Daha mutlu olunca daha çok kitap okumaya, daha rahat hareket etmeye başladım. Şimdi merak ediyorum her gece +3 saat kitap okusak, 5 günde kaç kitap biter?

    Bu gece erken yatmaya en azından ışıkları azaltmaya çalışın ve yatmanızdan en az 1-1 buçuk saat önce telefonlarınızdan kurtulun. Uykuya bir kitapla dalmayı deneyin. Etkinlik için haftaya perşembeyi düşünmüştüm ama neden yarın olmasın ki? 27 şubat cumartesi başlasın 3 mart Perşembe bitsin diyorum. Bunu periyotlar halinde devam ettirelim. Bakalım en çok kim okuyacak? 😊
  • Okurken dinlenebilecek müzik:
    Age of Mythology Soundtrack - https://youtu.be/TGXwvLupP5A
    (0:55'ten sonrası)
  • Moiz K tekrar paylaştı.
    Kim olduğumu unuttum. Hala yazıyorum ama. Kim olduğumu hatırlarken de yazıyordum, şimdi de yazıyorum. Bu kez herkesin etrafına sarılı o bissürü hayattan yazıyorum ama. Gayet kolay. Gidiyor su gibi, kara kara kelimeler. Eskisi gibi ısssız değil galiba dünya. Fazla s'li ama. Sanki arkamda sürekli konuşan bir Johhny, bir de Mary var. Benim kim olduğumdan bahsediyorlar isim vermeden. Ben anlamıyorum ama. Sanki anlasam çok fark edecekmiş gibi. Kurşun sıkmak istemiyorum diyor dışarıdan bir ses. Üçüncü kattayım, ama nasıl…Hayal kuruyorum galiba. Görüntüsüz hayaller, sadece sesler. Meyve yuvarlak değildir diyor başka bir ses. Benimki bu kez. Sesimi tanıyorum, kendimi unuttum ama. Yanıyorum bir parça da, kırık kanatlı bir melek vardı eskiden - herkesin bir derdi var. Yeşil de var ekranda, okyanus da. Yazıyorum ama hala, ilgilenmiyorum soğuk renklerle. Belki de asıl soruna odaklanamıyorum, benliğime. Bir problemim olmamasına rağmen kendisiyle, bulmam gerektiğini hissedebiliyorum. Hatırlamam gerek ya da. İpucu? Dışarıdan gelen sesler sadece. Bir de kulaklığımda çalan şarkı. Bir savaşla alakalı, düşmanım galiba ben. Düşman olmayanlar bana doğru koşuyorlar, boğazlarında siyah birer- hayır iki- çizgi, koşuyorlar, koşuyorlar, yaklaşıyorlar. Ben bir şey yapmıyorum, dinliyorum sadece, onlar koşuyorlar. Kaplumbağa paradoksu gibi -kurbağa mıydı yoksa, solucan?- Sürekli yaklaşıyorlar. Şarkı bitiyor az sonra. Ben hatırlamıyorum hala kim olduğumu dışarıdan gelen seslere rağmen. Demek ki ağır bir şeyler geçirmişim. Camdan yola bakıyorum. Bomboş her gece gibi. Yasak zaten hep. Yazmak değil ama. Emin misin diye biri bağırıyor dışarıdan. Sadece bir mi? Telefon çalmalı birazdan. O zaman öğrenebilirim belki beni. Çalmadan açıyorum hemen. Kimse konuşmuyor, sadece enstrümantal bir şeyler var dışarıdan gelen, aletsel ya da, sözsüz mü deme lazımdı, diye yazıyorum. Hala serbest çünkü yazmak, hala yazıyorum ben de. Yazıyorum bir de fotoğraf makinesini açıyorum. Telefon diyordun ya biraz önce diye ağlak ağlak çalıyor telefon. Aynaya bakıyorum, fotoğraf makinesi diyor karşımdaki. Ben seni tanıyorum diyorum ona. Evet benim diyorum karşıdan da. Kapanıyor hemen Narcissus, şarjı üzgün, ekosu kuvvetli, tersi sağlam, istese oturtur kodu mu. İstemiyor, benim gibi. Bilmiyor belki benim gibi o da başına gelenleri. Ben biliyorum ama, sadece kim olduğum bilgisi kayıp bende. Bahse var mısın yazıyorum ekrana sonuna soru işareti koymadan. Yerinde sayıyor, camdan bakıyorum ben de tekrar. Orada. Bir kere düşünmedin beni diye bağırır gibi bakıyor yıldızlara. Düşünmedim mi gerçekten bir kere bile? Hatırlayamıyorum onu da. Kim olduğum aklıma gelirse belki, onu düşünüp düşünmediğimi de bulabilirim. Kulaklıktaki ses yükselip alçalıyor, Iris diyorum, deviniyorum, ama sevdiğim değil, başka birisi bu, gidin gidin diyorum hemen, bebekler gelmeden kaçıyor adam, gelmiyorlar ama. Kimse gelmiyor. Kim olduğunu hatırlayamayan birisine kim gelir ki hem. Şaka mı bu diyor telefondaki ses. Açmışım demek ki, bilmiyorum diyorum. Nasıl bilmezsin diyor. Hatırlamıyorum diyorum. Hiçbirini mi diyor. zeytuni sen. Davudi olması lazımdı diyorum telefona. Kendimden başka her şeyi hatırladığımı söylemiyorum tabii, bir de düşünüp düşünmediğimi onu. Sanki bunları sesli söylemişim gibi mor bir ışık yanıyor ekranda. Telefon kapanmadan önce, sen, diyor. Soğuk renklerle işim olmaz benim. Kapanıyor densiz ses. Çok ses var , saçma bir akşam, eskilerden bir şeyler çağrıştırıyor bana. Küçükken ya da büyümüşken yaptığım bir şeyi sanki. Amber gibi ya da berber, bağlanmakla ilgili hatta , Sade? Ben kimdim peki? Soru işaretini gördüğüme emin olunca kalkıp buzdolabına gidiyorum. Bir insanı buzdolabına bakıp tanıyabilirsiniz diye yazıyordu okuduğum dört kişisel gelişim kitabında da. Ben tanıyamıyorum ama, bir tıraş bıçağı -çok pahalı olmayan- üç/dört hazır şiir ve ilk bakışta zekice olduğu düşünülen, ama sonra bir boka benzemediği anlaşılan bir kelime oyunu. Çöpe de bak diyor televizyondan bir ses. Ben de televizyona bakıyorum. Pahalı bir şeye benziyor, biraz da ukala. Zengin miyim ben, üzgün müyüm? Bir insanı çöp kutusundan anlarsın en iyi diyor televizyondaki şapkalı bıyıklı dedektif. Saat geç galiba, 90'lara az kalmış. Eyvallah diyorum, anlamıyor kolon kanseri suratlı yardımcısı. Her zaman oluyor bunlardan bir tane. Bine kadar sayıp bakıyorum çöp kutusuna, mavi bir şişe, bir de biraz önceki dedektifin bıyığıyla şapkası. Soğuk renklerle işim olmaz deyip koşuyorum düşman olmayan askerlere doğru. Onlar bir şey yapmıyorlar kim olduklarını unutmuş gibi. Zeno paradoksu sanki- Aşil miydi yoksa?- yaklaşıyorum, ulaşamıyorum bir türlü. Yoldan bağırıyor en Portishead sesiyle nasıl hatırlamazsın diye. Sana ne diye bağırır gibi yapıyorum ben de boş sokaklara. Ses gidiyor geliyor sürekli aramızda. Aksi biraz. Ben kim olduğumu bilmiyorum, o onu süşünüp düşünmediğimi bilmiyor. Kapatıyor telefonu Narcisssus, ağlamaktan bitap. Dünden beri söyleyeceğim söyleyemiyorum diyor televizyondaki. Dizi bitmiş galiba. Gerçekten özlemiş galiba. Sayıklıyor uykusunda. Arada ismimi de söylese, ya da kim olduğumu. Kapı çalınıyor, kapıya çıkmak yasak oysa. İkinci el de olsa sevmek yasak diye yazıyorum ekrana. Ünlem koysam mı? Güzel olmuş diyorum kendi kendime, bilmememe rağmen kendimi. O zaman ben şair miyim, Twitter mıyım yoksa, sersefil miyim? Kapı yumruklanmaya başlıyor kırılacak gibi. Ben huysuzlanmaya başlıyorum. Müzik şiddetlenmeye başlıyor. Camlar zangırdamaya başlıyor. Ezan okunmaya başlıyor. Sokak dolmaya başlıyor. Işıklar yanıp sönmeye başlıyor -ya da ben gözlerimi açıp kapamaya başlıyorum.- Belki de her şey yeniden başlıyor. Kim olduğumu bilmeme gerek yok diyor televizyondaki manken. Gidelim diyor ona Nazan Öncel. Telefon da çalmaya başlıyor, bakıyorum isimsiz. Kapanıyor televizyon. Açıyorum telefonu, gidiyorum diyorum karşıdan. Cevap vermiyorum. Rüya olmalı diye düşünüyorum. Aniden uyanıyor kanepede, evet rüyaydı hepsi diyor. Düşünüyorsun hala beni biliyorum diyor camdan uzaklara bakıp. Ben gülümsüyorum. Kim olduğumu bilmediğimi çaktırmamaya çalışarak devam ediyorum yazmaya.
905 kütüphaneci puanı (Geçen ay: 13)
378 okur puanı
24 Şub 2018 tarihinde katıldı.

İkinizin de okuduğu 2 kitap

  • Denemeler
  • Çocukluğun Soğuk Geceleri
2021
65/1000
7%
65 kitap
14,8bin sayfa
1 inceleme
11 alıntı
Her gün 3 kitap okumalı.
Okur takip önerileri
Daha fazla