If we're condemned to chow and coitus and toilet paper, who are we ?
And if that's all we're capable of, what pride can we take in the fact that we are, as they tell us, free beings ?
Freedom?
As you live out your desolation, you canbe either unhappy or happy.
Having that choice is what constitutes your freedom.
You're free to melt your own individuality into the cauldron
of the multitude either with a feeling of defeat
or with euphoria.
Our choice, my dear lady, iseuphoria. "
"Tümüyle benliksiz bir aşktı bu; Tereza, Karenin’den bir şey istemiyordu; onu sevdi diye karşılığında, kendisini sevmesini bile beklemiyordu. Üstelik hiçbir zaman kendi kendine; insan çiftlerine yaşamı zehir eden soruları da sormamıştı: Beni seviyor mu? Benden daha çok sevdiği bir başkası var mı? Benim sevdiğimden daha çok seviyor mu beni? Aşkı ölçmek, sınamak, denemek ve kurtarmak için aşka yönelttiğimiz bütün bu sorular belki de her şeyin yanı sıra aşkı kısaltmaya da yarıyor. Belki de sevemememizin nedeni çok sevmek istememiz, yani karşımızdaki kişiden hiçbir istekte bulunmaksızın, ondan onunla birlikte olmaktan başka bir şey istemeksizin kendimizi ona verecek yerde ondan bir şey [aşk] talep etmemizdir."
Yalnızca cinsellikte değerli ve az bulunur olur o milyonda bir benzeşmezlik; çünkü uluorta görülemeyeceği için, fethedilmesi, ele geçirilmesi gerekir. Daha elli yıl öncesine kadar, bu ele geçirme biçimi epey zaman (haftalar, hatta aylar!) alır ve ele geçirilen nesnenin değeri ele geçirmeye harcanan zamanla oranlı olurdu. Ele geçirmeye harcanan zamanın çok daha kısaltıldığı günümüzde bile, cinsellik bir kadının "ben"inin gizini içinde tutan bir kasa olmayı sürdürüyor sanki.