'' Bastırılmış, frenlenmiş tutkularını, özlem ve ayrılıklarını ancak bu kadar tutabildi yüreğinde demek ki... Doğal olan, insanın kendi karakterini yaşamasıyken, annem karakterini baskılayan unsurlarla belirliyordu yaşantısını. Hem ' sorumluluklarını bil'! diyor, hem de ' sahip olunan şeyin değeri yiter' Teo,' diye fısıldıyordu kulağıma... İşte bu çelişki, evet bu çelişki benim de yaşantımı etkiledi. Belki de...''
Sonunda ağını açtı, konuştu. Söyledikleri başka birinden alıntı mıydı, yoksa kendi düşüncesi miydi, pek anlaşılmıyordu. Orada kalmıştı. Belki de kendi kitaplarından alıntıydı. Kitaplar söz konusu olunca, yazarı bile kendi yazdıklarını bir alıntı sesiyle konuşuyordu belki de...
" Gece çöktüğünde annem küçük kâseler içinde, ayıklanmış nar getirdi önümüze. Radyoda dinlediğimiz programlara, okuduğumuz kitaplara ve oynadığımız oyunlara belli etmeden göz ve kulak misafiri olurdu. Bu, belli etmeyişindeki incecik ilgi, sıcacık beni mutluluktan deli ederdi. Hem bağımsız olmak, hem de kollandığını bilmek. Tıpkı bir trambolin üzerinde zıplamanın heyecanı ve güveni gibi... Galiba hep bu ikilemi aradım hayatımda ve korkarım hep de arayacağım... Ama ne yazık ki... "
‘’ Mektuplarında özel hayatından pek söz etmezdi. Daha çok okuduğu kitaplarla, gözlemleriyle, hayalleriyle doldururdu sayfaları. Hayallerimiz, en saklı yüzümüze tutulan aynadır bence.’’