Stefan Zweig’in kitapları incecik olmasına rağmen içine sığdırdığı yoğun duygular beni her seferinde hem etkiliyor hem de hayran bırakıyor. Kısacık hikâyelerde böylesine derin hisler yaratabilmesi gerçekten büyüleyici. Bu sefer Ay Işığı Sokağı’nı okuduğumda da aynı etkiyi yaşadım.
Bir kitapta beş farklı hikaye olacağını düşünmemiştim , ama her biri beni şaşırtacak kadar güçlüydü. Her hikâyeye “Bu sefer beni ne bekliyor?” merakıyla başladım; hikâyenin ortasında bir şok yaşayıp, sonunda ise çok daha büyük bir şaşkınlıkla karşılaştım.
Kısa hikâyeler gibi görünseler de his olarak oldukça yoğundu. Bazı hikâyelerde öyle etkilendim ki, olayların devamını ve sonunu düşünmek, hikâyeyi okumaktan bile uzun sürdü diyebilirim.
Zweig’in bu küçük ama derin dünyasında dolaşmak, her hikâyede ayrı bir sarsıntı yaşamak gerçekten unutulmaz bir deneyim.