Kısa kısa öyküler, bazen yarım sayfa, bazen 2-3. Öyle iki iş arasında okuncak türden değil ama. Sakin kafayla, kendini vererek okumak lazımmış. Bazıları sade, bazıları alengirli betimlemelerle dolu. Kaç çeşit ruh hali olduğunu ben sayamadım. Yalnız bir öykü var ki, gençliğimizin, evde kalmışlığımızın, bendimizi yırtamayışımızın, toplumsal kültür baskımızın fısıltılı cümlelerde bağıra çağıra anlatıldığı bir öykü, “Perde 2, Sahne 4”. Toplumsal statü dayatmasının en güzel örneklerinden, “icat çıkarma” nın baş yapıtlarından bir öykü. Okudukça bir yandan ne güzel de anlatmış derken bir yandan da içim sıkılarak bağırdım sessizce; bırakın artık şu çocukları asker, polis, öğretmen, mühendis, doktor yapmaya çalışmayı; bırakın, canları ne istiyorsa onu yapsınlar, nerde nasıl mutlu hissediyorlarsa öyle olsunlar. Belki o zaman bir adım ileriye gidebiliriz.