Tarih çalışırken halkın gözünden bakmakta zorlanıyoruz; her şey ezbere ve duygudan yoksun kalıyor. II. Abdülhamid’den sonraki Osmanlı’nın partili hayatını ise bu kitapta halkın gözünden görüyorsunuz. Hiçbir KPSS tarih kitabı size bu bilgileri vermez, benden söylemesi. :)
Kitap, geçmişten günümüze ışık tutuyor. Baş karakterimiz Nihad’ı yer yer fazlaca kendime benzettim. Aynı fıtratta, aynı mizaçta yaratılmış ama farklı tercihler yapmış iki insandık. Tabii bir de aramızda minicik bir yüzyıl farkı var…
Bu yıllara rağmen ben nasıl ülkemin geleceği, ümmetin durumu ve toplumsal yozlaşma konusunda muzdaripsem, Nihad da bir o kadar muzdarip. Kitapta toplumun bozulduğundan bahsediliyor; çevremde gencinden yaşlısına herkes de aynı şeyi düşünüyor. Farklı yüzyıllarda, aynı dertle dertlenen insanlarız. Tarih sadece tekerrürden ibaret değilmiş; bu az kalır.Geçmişimizle, aynadaki aksimiz kadar benzeriz.
Nihad’ın bir kusuru da var: Fazla hissediyor. Sen “pembe” dersin, o onun on farklı tonunu görür. Bir de gençliğin verdiği heyecanla, “fazla hisli” duygularını hemen harekete dönüştürür. Onu yakasından tutup silkmek, hatta tokatlamak istedim. “Her duygunu da bu kadar derin yaşama kardeşim, ne ettiysen kendine ettin,” dedim. Akılsız herif… Gerçek biri olsaydın, kalbin bu duygulara dayanamaz; erken yaşta kalpten giderdin.
Kitapta bir de Kerim Bey var; muharrir. Onu kitabın başında ve sonunda göreceksiniz. Güzel tespitleri var. Hayatı bir de onun gözünden sorgulayın, pişman olmazsınız.
Görüyorsunuz ki karakterlerle ve olaylarla güçlü bir bağ kurabildim. Bu da kitabın iyi bir iş çıkardığını gösteriyor. Tavsiyemdir, okuyun.