Burjuva bakış açısıyla, böyle bir toplum düzeninin "katıksız ütopya” olduğunu ileri sürmek ve tek tek yurttaşların emekleri üzerinde hiçbir denetim olmaksızın, herkese toplumdan istediği kadar yer mantarı, otomobil, piyano vb. alma hakkını vaat ediyorlar diye sosyalistlere dudak bükmek kolaydır. Bugün bile burjuva bilginlerinin çoğu bu şekilde dudak bükmekle yetiniyor ve böylece hem cehaletlerini hem de kapitalizmi kendi çıkarları doğrultusunda savunduklarını açığa vuruyorlar.
Kapitalist toplum, en elverişli koşullar altında gelişmesi koşuluyla, bize, demokratik cumhuriyette, az çok eksiksiz bir demokrasi getirir. Ne var ki, bu demokrasi her zaman kapitalist sömürünün getirdiği dar sınırların içine hapsolmuştur ve bu yüzden, bu demokrasi gerçekte her zaman azınlık için, yalnızca mülk sahibi sınıflar, yalnızca zenginler için bir demokrasi olarak kalır. Kapitalist toplumda özgürlük, her zaman, eski Yunan cumhuriyetlerinde ki özgürlüğün aşağı yukarı aynısı olarak kalır: köle sahipleri için özgürlük. Kapitalist sömürü koşulları nedeniyle modern ücretli köleler yokluk ve yoksulluk altında öylesine ezilir ki, "demokrasiyle ilgilenmezler", "siyasetle ilgilenmezler"; olayların günlük, sakin akışı içinde nüfusun çoğunluğu toplumsal ve siyasal yaşama katılmaktan alıkoyulur.
Demokrasi, azınlığın çoğunluğa uymasıyla aynı şey değildir. Demokrasi, azınlığın çoğunluğa uymasını kabul eden bir devlettir, yani, bir sınıfın bir başkasına karşı, nüfusun bir bölümünün bir başkasına karşı sistemli bir şekilde zor kullanmasını sağlayan bir örgütlenmedir.