Rosa; yaldızlı kağıt ve parça çikolata, yeni futbol topunun kokusu, fileli kale, bütün kaleler dolu iken doğrudan sayı vuruşu. Ben de İtalyan’ım, Rosa. Bak, gözlerim senin gözlerin.
Karanlık bir üretim başladı zihninde. Rahibe Justinus’un anlattığı katil hikayesini hatırladı; öldürdüğü adamın yüzü uykuda ve uyanıklıkta gözünün önünden gitmemiş, hayalet bir türlü peşini bırakmayınca sonunda dehşete kapılıp günah çıkartmış, işlediği kara suçu Tanrı’ya anlatmıştı.
Onun da başına böyle bir şey gelebilir miydi? O mutlu, her şeyden habersiz tavuk. Bir saat önce hayattaydı hayvan, dünyayla barışık. Şimdi ölüydü, kendi elleriyle öldürmüştü onu, canına kastetmişti. Ona da bir tavuk yüzü mü musallat olacaktı hayatının sonuna kadar? Duvara baktı, gözlerini kırptı ve soluğunu tuttu. Oradaydı -öldürdüğü tavuk karşısına geçmiş ona bakıyor, kötü kötü gıdaklıyordu! Ayağa sıçradı, hızla yatak odasına gidip kapıyı kilitledi:
“Ah, Bakire Meryem, kurbanının olayım! İsteyerek yapmadım! Tanrı’nın huzurunda yemin ederim ki bilmiyorum neden yaptığımı! Lütfen, sevgili tavuk! Seni öldürdüğüme pişmanım, sevgili tavuk!”
Meryem Ana’nın heykelinin önünde diz çöküp ondan istendiği gibi dua etmeye çalıştı, ama Rosa’nın adının yüreğinden geçmesiyle zihni titreşip akmaya başladı; günah işlediğini fark etti birden, Hazreti Meryem’in huzurunda büyük ve korkunç bir günah işliyordu, çünkü Rosa’yı düşünüyordu; Katolik dininin yasakladığı biçimde. Gözlerini kapatıp kötülüğü içinden itmeye çalıştı, ama daha da güçlü döndü; benzeri görülmemiş bir biçimde günah işliyordu, o güne kadar hiç düşünmediği şeyler; ve sadece Tanrı’nın huzurunda ruhunu kurtarma dehşeti değildi soluğunu kesen, bu yeni düşüncelerden duyduğu şaşırtıcı hazdı da. Katlanılır gibi değildi. Ölebilirdi bu yüzden: Tanrı oracıkta canını alabilirdi. Ayağa kalktı, istavroz çıkardı ve kaçtı kiliseden; koşarak, dehşet içinde, kötü düşünceler kanatlanmışçasına peşinde. Buz tutmuş sokağa vardığında bile inanamıyordu hayatta olduğuna, çünkü ölülerin tekerlekler üzerinde götürüldüğü o uzun koridor hiç bitmeyecek gibi gelmişti ona.
Esrimiş bir biçimde yürüdü kasvete bürünmüş orta koridordan, kutsal suyun soğukluğu hâlâ parmaklarının ucunda ve alnında; kilisenin içinde yankılanan ayak sesleri, burnunda buhur kokusu, binlerce cenazenin ve vaftizin kokusu; ölümün tatlı kokusuyla hayatın mayhoş kokusu burun deliklerinde; yanan mumların sessiz soluğu, koridor boyunca yürürken yankısı kendinin; ve yüreğinde Rosa.
Aşırı toplumsal çelişkilerin mevcut olduğu 1920'lerde mali krizin arifesinde zenginlerin aşırılıklarını ve fakirlerin sefilliğini vurgulayan pek çok işçi temsilcisi ve radikal aktivist mevcuttu. Buna karşılık 21. yüzyılda bambaşka türde ve çok sayıdaki ideolog sürüsü bunun tam karşıtını yayıyor: eşitlikten son derece uzak olan toplumumuzda her şeyin iyi olduğunu ve çaba gösteren herkesin çok daha iyi bir konuma geleceğini. Motivasyon hocaları ve olumlu düşünmenin diğer temsilcilerinin sürekli çalkalanan iş piyasası yüzünden mali yıkımın eşiğinde bulunan insanlara iyi bir haberi var: en ürkütücü 'değişimler'i bile kucaklayın ve bunları fırsat olarak görün.