Bu öykü farklı olsun isterdim. Daha uygarca olsaydı keşke. Keşke, daha mutlu değilse de, daha iyi bir ışık altında gösterseydi beni, sonra en azından daha aktif, daha az kararsız, dikkati önemsiz şeylere yönelmemiş. Daha biçimli olsaydı keşke. Ve keşke aşk hakkında olsaydı ya da insan yaşamındaki önemli ani farkındalıklar, günbatımı hakkında hatta; kuşlar, fırtınalar ya da kar. Belki de bütün bu şeyler hakkındadır bir bakıma; ama araya giren başka birçok şey daha var, bir alay fısıltı, başkaları hakkında bir alay spekülasyon, doğruluğu kanıtlanamayan bir alay söylenti, bir alay söylenmemiş söz, ortalıkta sinsi sinsi dolaşmalar ve bir alay gizlilik. Dahası, katlanılması gereken bir alay zaman var, kızartılmış yiyecekler ya da koyu bir sis denli ağır bir zaman; hem sonra, başka türlü sakin ve ağırbaşlı ve uyurgezer caddelerde, patlamalar gibi, apansız boy gösteren kanlı olaylar. Bu öyküde bu kadar çok acı olduğu için üzgünüm, çapraz ateşe yakalanmış ya da zorla parçalanmış bir beden gibi. Ne yazık ki, değiştirmek için yapabileceğim hiçbir şey yok. İçine iyi şeyler koymaya da çalıştım oysa. Çiçekleri örneğin, çünlü onlar olmasa, biz nerede olurduk? Her şeye karşın, onu tekrar tekrar anlatmak incitiyor beni. Bir kere yeterdi. Bana bir kere yetmemiş miydi o zaman? Oysa ben, bu üzünçlü ve aç ve sefil, bu aksayan ve sakat öyküyle yaşamayı sürdürüyorum...