Pek çok insan bu suçluluk duygusunu, ana/babanın beklentilerine cevap verememiş olmanın ezikliğini ömür boyu taşır. Bu duygu ana/babanın ihtiyaçlarını tatmin etmenin çocuğun görevi olmadığı sonucuna varan tüm bilişsel yargılardan daha baskındır.
Çocuk, yetişkinin belli amaçları gerćekleştirmek için sahip olduğu bir araç, egemenliği ve etkisi altına alabileceği bir varlık olarak görüldüğü anda, onun canlı bir biçimde gelişmesine müdahale edilmiş ve gelişmesi zorla kesintiye uğratılmış olur.
Yetişkin, çocuğunun ruhunu kendi malı gibi kullanır; nasıl kullanacağı da tümüyle onun insafına bırakılmaktadır. Totaliter rejimlerle yönetilen ülkelerin halkı da aynı durumdadır, fakat bu insanlar bile meme çocuğunun haklarını hiçe sayan bir ana/babaya teslim olduğu ölçüde, bu çocuklar kadar teslim olmuş durumda ve çaresiz değillerdir...