Kan bağı ayrı. Can bağı ise zamanla ve birçok yaşanmışlıkla kurulup güçleniyor. Birbirine benzemekten, aynı kandan, aynı dinden olmaktan gayrı aynı düşmana karşı dövüşmek bir kılıyormuş insanı. Bir düşman yoktu karşımızda. Biz büyüdükçe bizimle büyüyen bir hayattı karşımızdaki. Belli ki hep iyi davranmayacaktı. "Onu düşman bellemek o savaşı baştan kaybetmektir, hayatı karşına değil arkana alacaksın,"
Sevmenin imkanlarını kim belirliyordu sahi? Ülkelerin sınırlarını belirleyenler mi? Bize bir doğum belgesi, kimlik verenler mi? Anne, babalar, devletler, din büyükleri, belediye reisleri, ekonomi bankaları, merkez bankası başkanları mı? Akıl ve mantık mı? Gelenek görenekler mi? Verdiğimiz sözler, ettiğimiz yeminler, attığımız imzalar mı? Yoksa sadece sevdiklerimizin ta kendisi mi?
İnsan olmanın ağrılı soruları takip etti bu büyük kararımı. Sevilmeyeceksem niye vardım? Sevmek engel olunabilir, ertelenebilir, yok sayılabilir bir duygu muydu? Bana benzemeyeni sevemez miydim? Başka bir dinin çocuklarını sevmek günah mıydı? Sevmek verdiği acı dışında neden sakıncalıydı? Neden sevilmek istiyordum? Hepimiz aynı değerleri ve aynı insanları mı sevmeliydik? Hepimiz birbirimizi aynı ağırlıkta mı sevmeliydik? Bu beni yüzde otuzluk seviyor, benden de o kadar çıkar dersek mi yoluna girecekti her şey?