Kitap bana Alfred Adler’in İnsanları Tanıma Sanatı adlı kitabındaki şu bölümü hatırlattı;
“İnsanoğlu başkalarının boyunduruğu altına girmek konusunda, içinde öylesine büyük bir eğilimi barındırıyor ki, hipnotizör pozuyla ortaya çıkan bir kişinin kurbanı olabiliyor; bunun da tek nedeni, insanların çoğunun körü körüne itaat etme, otorite karşısında boyun eğme, blöflere kapılma, istenen yöne çekilip götürülme, eleştirisiz teslimiyet gösterme gibi ruh durumlarını şimdiye kadar sık sık yaşamış olmalarıdır.”
Gerçekten de bu cümlenin hikayeleştirilmiş bir örneğiydi Dava.
Özellikle de iş yaşamında sıkça maruz kaldığımız- ya da bırakıldığımız demek daha doğru olur sanırım- suçluluk hissi, sanki bir hata yapmışsınız hissi ile sürekli bastırılmanız ve söyleneni yapmaya, itiraz etmeden ve sorgulamadan yapmaya hazır bir hamur haline getirilmeye çalışılmanız..
Ama düşünür, sorgular, değiştirmeye çalışır ve -aman- itiraz etme cüretinde bulunursanız,
kafanızı- pardon artık kellenizi demek daha doğru olur sanırım- kaybedersiniz..
20yy’ da böyleymiş, 21yy’ın başlarında da böyle. Umarım yakın gelecekte değişir diyerek ikinci incelememe burada son veriyorum :)
Keyifli okumalar.