Hallacı Mansur'un bizim de içinde yașadığımız dünyada
yolculukları olmuştur. Ama onun asıl yolculuğu, bizim, içerden bilemediğimiz, onun iç yolculuğudur. O, iç yolculuğunda
aşkı arıyordu: aşkın hem Zatını arryordu hem de onun (aşkın) öznesini. Aşıkın zatıyla, aşkın yöneldiği özne, acaba
birbirinden ayrı mıdır, yoksa o ikisi birbirinin aynı mıdir?
Hallaç, bu arayıșında acaba ne bulmuştur? O, bulduğu șeyi:
"Ene'l-Hak!" diye ilan ediyordu. Attâr a bakarsanız, Hallacın
sözü, yanan çalılıkların: "Ben Rabb'inizim!" diye seslenmesinden daha inandırıcıdır, ama insanların yanan çalılığın
sesine inanıp da Hallacın: "Ben Hakk'im!" diye seslenmesine inanmak istememeleri hayret vericidir. Hallaç, aradığını kendi içinde, kalbinde bulmuştu: orası Allah celle celaluhư'nun eviydi: orada hem aşkın kendisi hem aşkın nesnesi
bir arada bulunuyordu. Mevlânâ bu yüzden, Mesnevi'sinde
Mansur için șunları söylüyordu:
"Firavun'dan duyduğumuz Ben Rabb'inizim' sözleri vabsi-
lik kokarken, Ben Hakk'ım' deyişi sanki Mansurun dudaklarındaki ışığın izini yansıtmaktadır.