"Söylemek ne kadar da zordur oysa. İçtekini derin bir kuyudan su çeker gibi sabırla çıkarmak dışarı ve çıkardığına da razı olmak sonrasında.. " okunası kitaplardan..
Ne tuhaf, insanda bunu düşündüren şey kadının ölmüş olmasının bilgisinden çok, toplamına hayat dediğimiz gündelik alışkanlıklarımıza işaret eden bir eşyanın varlığı oluyor. İçi boşalmış bir sabahlık, birdenbire ölümü her şeyden çok daha iyi anlatabiliyor. Eşya da insandan böyle alıyor öcünü.
Sana rastlamak mutluluktu, sana sahip olmak başka bir şey. Bir ad bulmak gerek; 'İçine taşınması ' gibi bir şey insanın.
Patlak veriyor bir ırmak
İçimde, ta içimde...
"Kuş kanadına binip çayırlara gitmeyi öğretti bana Barış. Düşle gerçek, onun o yarım sözcüklerinde öylesine iç içe geçerdi ki, dünyanın çirkinlikleri bir bulut gibi kayıp giderdi yarım gözümüzden. Taç avluda düşsel uçurtmayı işte öğle öğrendim Barış'tan."
Burnun büyüdü mü İnci?......
Çünkü aşk ne çöl gibi devinimsiz durmaktan, ne rüzgar gibi dünyayı dolaşmaktan, ne de senin gibi her şeyi uzaktan görmekten ibarettir. Aşk, evrenin ruhunu değiştiren ve geliştiren güçtür. İlk kez onun içine girdiğim zaman, onun kusursuz olduğunu sandım. Ama daha sonra onun, yaratılmış olan her şeyin yansıması olduğunu, onun da savaşları ve tutkuları olduğunu gördüm. Evrenin ruhunu bizler besliyoruz ve üzerinde yaşadığımız dünya, bizim daha iyi ya da daha kötü olmamıza göre, daha iyi ya da daha kötü olacaktır... Aşkın gücü işte burada işe karışır, çünkü sevdiğimiz zaman, olduğumuzdan daha iyi olmak isteriz her zaman.. " muhteşem bi kitaptı..