Uzaktan bakıyordum ona.
Oysa en yakınında olsam bile beni fark etmiyordu.
Belki de asıl uzaklık, aramızdaki mesafe değil;
kalbinin bana kapalı oluşuydu.
Neden uzaktan seviyordum onu?
Neden sarılmıyor,
neden yanağına usulca bir öpücük bırakmıyordum?
Hasret, içimde büyüyen bir çocuk gibiydi;
her gün biraz daha adını sayıklayan.
Bir akşam gökyüzünün altında yalnız kaldım.
Yağmur taneleri yüzüme vururken
aynı damlaların onun tenine de değdiğini düşündüm.
Sanki o an,
yağmur bizi görünmez bir yerden birbirimize bağlıyordu.
Avuçlarımda, yüzümde, yüreğimde
onu hissediyordum.
Ben uzakta onu seven bir yolcuydum;
o ise bu yolda
hep daha uzağa gitmeye çalışan bir göçmen.
Ve bazı hikâyelerde
birinin kalbi durmak ister,
diğeri ise hep gitmek…