Bir şair, bu hayattan anladığını ve anlamlandırabildiği her şeyi son sözlerine sığdırırken, böyle bir dizeyle bitirmişti her şeyi. Ben onu çok düşünüyordum. O geldiğinde, farkında olmadan hep onu korumaya çalışıyordum. Ben onu korudukça, o kendinden biraz daha uzaklaşıyordu. Hiçbir zaman kendini aramıyordu; aksine, kendinden kaçıyor, kendi dışında biri olmak istercesine farkına varmadan değişiyordu.
Ben elimi ona uzatıyordum. Yağan yağmurların, üstüne savrulan kar taneciklerinin onun narin bedenine değmemesi için kendimi ona kalkan ediyordum. Oysa o, sonbaharlarda, gecenin ayazında, fırtınalı ve soğuk günlerde dışarı çıkıp hayatla bu şekilde savaşmak istiyordu.
Ben uzun bir yolda değil, kısa bir yolda; bir ömür boyunca onu iyilikle, mutlulukla bir yere ulaştırmayı ve mutlu etmeyi hedefliyordum. O ise uzun zamanlara yayılmış bir kaçışta, kendini akan nehirlere bırakıp bilinmez uçurumlar ve vadilerden geçerek okyanuslara ulaşmak istiyordu.
Garip bir ilişkimiz vardı. Ben onu kovalıyor, mutluluğun içine doğru sürüklemeye çalışıyordum. O ise farkında olmadan, hep mutluluktan kaçıyordu. Bu bizim hikâyemizdi…
Ya da en azından, bizim hikâyemiz olması için çabalayan bendim.
Sessizce, bir kenarda.