Burada, ben, vatan delisi millet divanesi; burada, ben harp malulü Ahmet Celal yapayalnızım. Bunun nedeni, Türk aydını, gene sensin! Bu viran ülke ve yoksul insan kitlesi için ne yaptın? Yıllarca, yüzyıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa hâlinde katı toprak üstüne attıktan sonra, şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun. Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı! İşletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. Şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin? Bu ısırganları, bu kuru dikenleri mi? (...)
Baltasar Gracián diyor ki:
"İnsanlar tarafından sürekli erişilebilir olmak sizi onların gözünde değersizleştirmekten başka işe yaramaz. Bırakın bazen insanlar sizin yokluğunuzla sınansınlar. Bir şeyin değeri, o şeyin yokluğunun çokluğu ile belirlenir."
"𝐵𝑎𝑧𝑒𝑛 𝑘𝑒𝑛𝑎𝑟𝑎 𝑐̧𝑒𝑘𝑖𝑙𝑚𝑒𝑙𝑖."
"Bilmediğiniz şey” dedi, “bu ülkenin yakın tarihi, olup bitenler,
başımızdan geçenler...”
"Son zamanlarda bir entel modası türedi. Ermeniler de Ermeniler. Sanki
bu ülkede sadece onlar acı çektiler, sadece onlar katledildiler!”
“O zaman niçin Ermenilerin yanında Balkan Türklerinin, Anadolu
Türklerinin, ölen milyonlarca insanın, topraklarından sürülenlerin
ızdırabını göz ardı ediyorsunuz. Batılı devletler Osmanlı’yı parçalarken bu
ülkenin bütün tebası acı çekti. Ermeniler, Rumlar, Yahudiler. Kabul, ama
ölen 5 milyon Osmanlı Müslümanı unutuluyor. Bu haksızlık değil mi?”