Kanadı kırılmış bir kuş… Uçmak ister ama rüzgâr onu anlamaz. Göğe bakar ama gök, sessizce bakar ona. Ne çığlığı duyan olur, ne gözyaşını gören. Sadece içten içe dua eder: “Ya Rabbil Alemin… Merhametinle sar bu kırıklığı.”
Ve bu kuş, sadece bir hayvan değil…
Bazen sensin, bazen benim.
Kalbimiz kırılmış, umutlarımız savrulmuş…
Ama yine de susarız. Çünkü biliriz, herkes anlamaz.
İnsanlar çoğu zaman bakar ama görmez.
Sen ağlarsın, onlar güler.
Sen dağ gibi bir acıyı sırtlanırsın,
Onlarsa bir yaprağın bile kımıldadığını fark etmez.
Ama bir kedi, bir kuşun yumurtasını kurtarır.
Bir hayvan, başka bir canlının acısına duyarsız kalmaz.
Ve biz sorarız içimizde:
İnsan, nasıl oldu da bu kadar hissizleşti?
Senin kanadın kırıldığında, bir tebessüm bekledin belki.
Bir omuz, bir söz, bir dua…
Ama suskunlukla karşılaştın.
Yalnızlık, kalabalıklar içinde seni sardı.
İşte o an, işte tam da o an,
Gök kapılarına yönelir fısıltın:
“Ya Rabbil Alemin…
Bu kuş gibi ben de uçmak istiyorum.
Ama kırığım. Hem içten, hem dıştan.
Merhametinle bana da dokun.
Senin rahmetin olmasa,
Bu kalp nasıl iyileşsin?”