Demişti O’Brien..
Kitap yalnızca bir distopya değil, aynı zamanda bireyin özgürlük alanını yok eden totaliter rejimlerin eleştirisidir. Orwell’in yarattığı dünya, ilk bakışta bir “ütopya” gibi düzenli ve kontrol altında görünse de aslında insanların apolitik hale getirildiği, düşünme ve sorgulama yetilerinin elinden alındığı karanlık bir toplum tasviridir.
Kitapta ifade özgürlüğünün tamamen yok sayıldığı, hatta insanların kendi düşüncelerinden bile korkar hale geldiği bir düzen vardır. Dilin kısıtlanması, tarih yazımının sürekli manipüle edilmesi ve “Büyük Birader”in gözetimi, bireyin varlığını adeta silmektedir. Bu noktada Orwell’in ortaya koyduğu dünya ile günümüz arasında ürkütücü benzerlikler görmek mümkün. Günümüzde ifade özgürlüğü hâlâ tartışmalı bir alan; bireyler kimi zaman fikirlerini özgürce dile getirmekten çekiniyor, kimi zaman da toplumsal baskı yüzünden apolitik bir tavır takınmayı tercih ediyor.
Orwell’in bize asıl hatırlatmak istediği şey, özgürlüğün sadece dışsal engellerle değil, bireyin kendi içinde de yok edilebileceğidir. İnsan, baskının yoğunlaştığı bir ortamda farkında olmadan kendi otosansürünü yaratır ve böylece totaliter sistem, savaşmadan bile kazanmış olur.
Bugünden baktığımızda 1984, yalnızca bir roman değil; özgürlüğün, gerçeğin ve bireysel bilincin ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatan bir uyarıdır. Orwell, bize aslında şunu sorar: “Kendi hayatımızda ne kadar özgürüz, ne kadar sorguluyoruz, ne kadar direniyoruz?”