Büyük kent insanının sık kullandığı uyuşturuculardan biri de hız. Aynı şey, telaşsız da aynı sürede yapılabilir, üstelik yapılacak şeye ayrılan zaman ve enerjinin bir bölümü seferberlik sırasında tüketilmeden. Ama hız, insanın içindeki boşlukla yüzleşmemesi için çağdaş normların da pekiştirdiği ve uyuşturucu niteliği kazandığında yavaşlatılması zor bir araç. 'Yaşamın amacı ölümdür' ilkesi doğrultusunda, her anı, aslında ne olduğu da pek tanımlanmamış bir sona bir an önce ulaşmak istercesine yaşamak. Ölçülen zamanın egemenliği, benliğimize mal ettiğimiz çalar saatlerden ötürü ilk bakışta bize baş edilmez görünebilir. Ancak yaşantılarımıza dikkatle bakıldığında, pek çok şeyi, saati ayarlamış olduğumuz zamanda değil de 'eşref saati' geldiğinde gerçekleştirebildiğimizi görebiliriz. Trafik ışığı kırmızıya dönüşmeden önce yetişebilmek için seferberlik durumuna geçtiğinizde ya da asansörün gelmesini bekleyemeden merdivene yöneldiğinizde kazandığınız saniyelerin neden sizden daha değerli olduğu sorusunu hiç kendinize sordunuz mu?
Deneyim acılı bir dönüşüm sürecidir. Bir acı çekme
ya da katlanma anı içerir. Bu açıdan bir durum değişikliğine yol
açmayan yaşantıdan farklıdır. Yaşantı dönüştürmek yerine eğlendirir.
Yalnızca acı radikal bir değişikliğe neden olur. Palyatif
toplumda aynının devamını görürüz. Her şeyi dener ama bir deneyim
edinmeyiz, her şeyi fark eder ama bilgiye ulaşmayız. Enformasyonlar
ne deneyime ne bilgiye götürür. Dönüşümün olumsuzluğundan
yoksundurlar.