Posta Kutusundaki Mızıka, yazarın okuduğum ilk kitabı oldu ancak son olmayacak eminim. Kitap toplam 61 mektuptan oluşuyor. Başta “mektup” formu biraz sıkıcı olabilir mi diye düşünmüştüm; ancak daha ilk sayfalardan itibaren beni şaşırttı. Metin son derece akıcı, sade ve içe çeken bir dile sahip. Sözü uzatmadan, abartıya kaçmadan ama tam yerinde ifadelerle anlatıyor derdini. Bazı cümlelerin altını çizmek, bazı sayfalara dönüp dönüp tekrar bakmak istiyorsunuz. Bu nedenle kesinlikle kütüphanenizde yer alması gerektiğini düşündüğüm bir kitap. Bir milyon tane alıntı paylaşımı yapmamdan anlaşılacağı üzere :)
"Sana mektup yazacağımı söylediğim günden beri bir telaş yaşanıyor postanelerde. Her postacı mektubu kendisi ulaştırmak istiyor sana." Bu satırlar bile yeterli olur sanırım
Eric-Emmanuel Schmitt’in okuduğum üçüncü kitabı ve gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki en sevdiğim kitabı oldu. Kısa bir kitap olmasına rağmen anlamı yoğun, insanın iç dünyasında sessiz bir yolculuk yaptıran özel bir hikâye. Schmitt’le tanışmak ya da onu daha yakından tanımak isteyenler için kesinlikle güzel bir okuma önerisi. “Sende bir şişman görüyorum” cümlesi artık asla sıradan bir cümle bir değil :)
Bir kitaptan ne bekliyorsanız bence hepsinin karşılığını alacağınız etkili bir kitap, mutsuz son olması hariç. Kitapta aktarılan genel durum, insanın en temel hakkı olan düşünce özgürlüğünün elinden alındığında nasıl bir boşluğa ve karanlığa sürüklendiğini gösteren bir roman. Yazar, yalnızca baskıcı bir düzeni değil; zihnin nasıl kuşatılabileceğini, gerçeğin nasıl yeniden yazılabileceğini ve kişinin kendi varlığını bile nasıl sorgular hâle gelebileceğini çok etkili bir şekilde anlatıyor. Winston ve Julia’nın ilişkisi var birde bu kadar baskıcı koşullarda bile insanların bağ kurmaya duyduğu isteği çok güzel işliyor. Romanın en vurucu noktası ise tüm bu çabaya rağmen bireyin sonunda sisteme boyun eğmek zorunda kalması. (2*2=5) kitap bittikten sonra uzun süre duvarla bakışmanıza sebep olacaktır.
“Özgürlüğün değerini anlamazsan, en sonunda başkalarının çizdiği gerçeğin içine hapsolursun.”
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023199,9bin okunma
İncir kuşları gibi çok sevdiğim bir eserin yazarı olan Sinan Akyüz’ün bu kitabında hissettiklerim beni maalesef üzdü. İlk olarak akıcı ve hızlı bir anlatımı var. Ancak dilinin fazlasıyla basit oluşu romanın duygusal derinliğini zaman zaman gölgeliyor. Olayların dramatik yönüne baktığımızda dilin daha güçlü betimlemelerle desteklenmesi bizleri daha iyi içine alabilirdi. Basit dili, beni zaman zaman hikayeden kopardı maalesef.
O incecik kitaplara kocaman dünyaları sığdıran sevgili Stefan, beni bu kez de yanıltmadın. Sayende Mendel ile tanıştım ve onu çok sevdim. Mendel, seni unutmamız artık mümkün değil üzümlü kekim.
Sahaf MendelStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202412,7bin okunma