Evet, (Hatice-tül-Kübra) Büyük ve Temiz Hatice, O’na âşıktır.
O, öylesine doğru ki, bakın bir iş ortağı O’nun için ne diyor:
– Peygamberliğinden evvel Allah’ın Resûlüyle müşterek bir işimiz vardı. Ben iş neticelenmeden bir yere hareket zorunda kaldım. Bellibaşlı bir zaman içinde dönüp işi neticelendirmeye söz verdim. Fakat taahhüdüm tamamıyla aklımdan çıkmasın mı? Verdiğim sözü ancak vâdesinden üç gün sonra hatırladım. Hemen buluşma yerine koştum. İleride Allah’ın Resûlü olacak zât, beni görünce ne kaşlarını çattı, ne dik bir tavır takındı. Sadece mülâyemetle dedi;
«Çok merak ettim ve üç günü burada geçirdim.»
Buluşma yerine üç gün geç kalarak gelen ortağını, aynı yerde üç gün bekleyen Kâinatın Efendisinin ahlâkını anlayabilmek için, işte, O’nun ahlâkına tevârüsten başka bir şey olmayan velîliğin bir mensubuna ait vak’a:
Velî, kendisine «Birazdan gelirim» diye söz verip ayrılan birini, kar ve yağmur altında günlerce bekliyor:
Ona soruyorlar:
– Sen deli misin? Hâlâ gelmeyeceğini anlamıyor musun?.. Ne bekliyorsun kar ve yağmur altında?
Diyor ki, velî:
– Eğer buradan ayrılacak olursam, arkadaşıma yalancılık isnad etmiş olurum. Onun için bekliyorum!
Bu ahlâk, velînin değil, velîlikle beraber her şeyin aslı sahibi bizzat O’nundur.
Büyük ve Temiz Hatice O’na haber gönderiyor:
– Beni alsın!.. Alır mı?