Kitap aslında savaş zamanında bir ikizi olan bir aile ve o ailenin başına gelen olayların, savaşın yaratmış olduğu rüzgâra göre şekillendiği bir aile dramını; aynı zamanda savaşın toplum üzerindeki etkilerini de barındıran bir içeriğe sahip. Baba ve anne arasında çıkan anlaşmazlık ve bunun sonucunda babanın yok olması ve annenin istemeden dolaylı yoldan çocuğuna zarar vermesi anlatılıyor.
İkizler çok küçük yaşta birbirlerinden ayrılıyorlar ve biri aile ortamında sürekli kaybolan kardeşinin gölgesi ile büyürken, diğeri zihninde yarattığı bir sanrı olan kardeşi ile büyüyor. Yıllar boyunca birçok farklı insanla, dolayısıyla birçok hikâyeyle karşı karşıya kalıyorlar. Bu hikâyeler gerçekten ahlakı, seçimleri ve toplumun üzerindeki etkilerini aktarıyor.
Hikâye kronolojik bir anlatıma sahip değil. Ayrıca kitabın sonuna doğru tüm anlatılar birer birer yıkılıp yerlerini gerçekliğe devrediyorlar. Kitabın sonunda şuna değinmiş bence: Başkasının sevgisinin gölgesinde büyüyen kişi, o kişiyi tanımasa bile, hatta kardeşi dahi olsa, o gölgenin altındaki esaretten dolayı kendini ve herkesi rahata ulaştırmaz.
Madem mikrodalgalardan konuşuyoruz, H₂O su moleküllerinin de mikrodalgalara karşı çok duyarlı olduğunu belirtelim.
Fırınınızdaki mikrodalga, molekülleri kendi dalga frekansında ileri geri döndürür. Eğer su molekülleri de varsa onlar da bu akıma uyar. Hem de trilyonlarcası. Çok geçmeden moleküllerin bu ileri geri hareketinden doğan sürtünmeden dolayı su ısınır. Fırına ne koyarsanız koyun içindeki su ısınacaktır,
Kitap böylece, düşünmeye bir sınır çizmek istiyor, ya da, daha çok düşünmeye değil, düşüncelerin dilegetirilişine : Çünkü düşünmeye bir sınır çizmek için, bu sınırın iki yanını da düşünebilmemiz gerekirdi (yani düşünülmeye elvermeyeni düşünebilmemiz gerekirdi).
Sınır, öyleyse, yalnızca dilin içinde çizilebilecektir, ve sınırın ötesinde kalan da, düpedüz saçma olacaktır.