Mustafa Davşan

Mustafa Davşan
@MustafaDAVSAN
Fizik De omnibus dubitandum
51 okur puanı
Temmuz 2018 tarihinde katıldı
Eksiklik Duygusu, Kontrol İllüzyonu ve İçsel Atıf Eğilimi
İnsan, tamamlanmamış, belirsiz ya da netliğe kavuşmamış yaşantılar karşısında sıklıkla karşı tarafı haklı çıkarma ve durumu kendi hatasına bağlama eğilimi gösterir. Bu durum, “farklı davransaydım sonuç değişirdi” şeklindeki karşı olgusal düşüncelerde somutlaşır. Psikoloji literatüründe bu eğilim, iki bilişsel yanlılığın etkileşimiyle açıklanabilir: kontrol illüzyonu ve içsel atıf eğilimi. Kontrol illüzyonu, bireyin gerçekte kontrol edemediği durumlar üzerinde etkisi olduğuna inanmasıdır; içsel atıf eğilimi ise sonuçların nedenlerini çoğunlukla kendi kişisel özellikleri veya hatalarında aramasıdır. Bu iki mekanizma birleştiğinde, kişi hem olayın gidişatını değiştirebileceğine inanır hem de başarısızlığın sorumluluğunu tek taraflı olarak üstlenir. Yaşanmamış veya eksik kalmış deneyimler, bu psikolojik zemin üzerinde geleceğe yönelik gerçeklikten kopuk, idealleştirilmiş senaryoların oluşmasına yol açar. Kaybedilen veya artık erişilemeyen arzu nesnesine duyulan bağ, klasik anlamda bağımlılık olarak tanımlanamayacak olsa da, derin bir eksiklik hissi yaratır. Bu boşluk, bireyin kendini gerçekleştirme ihtiyacını tetikler; ancak bu ihtiyaç çoğu zaman bireysel üretim ve deneyimlerden ziyade başkaları üzerinden, onların varlığı, onayı veya yansıtılan kimlikleri aracılığıyla giderilmeye çalışılır. Böylece eksiklik duygusu, hem geçmişe dönük pişmanlık hem de geleceğe dair irrasyonel beklenti sarmalı içinde yeniden üretilir.
Psikoloji
Reklam
Lizaveta Ölmeseydi
İnsan, kendini avutmak için bahaneler uydurabilir; ama bu bahanelerin temeli, onlarla çelişen gerçeklerle doluysa, artık o bahane ne teselli olur ne de kandırmaca. İşte bu yüzden Raskolnikov şiddetli bir vicdan azabı çekti. Eğer sadece tefeciyi öldürseydi, zihnini mantıksal gerekçelerle ikna edebilirdi. Ama kız kardeşini de öldürerek, kendi içindeki 'iyi'yi de susturdu; vicdanı susmadı çünkü artık bahanesi kalmamıştı.
Suç ve Ceza
Suç ve Ceza
Duygu ve Düşünce
İdealize Etme!
İdealize ettiğin her şeye karşı içinde bir açlık, yoksunluk vardır.
Duygu ve Düşünce
İnsan doğuştan kötü müdür?
Lorenz'e göre saldırganlık, esas olarak dış uyaranlara verilen bir tepki değil; insanın içinde gömülü olan, kendi kendine harekete geçebilen ve dış dürtüler olmasa bile ifade bulmaya çalışan bir itkidir. Ona göre içgüdüyü tehlikeli kılan şey, onun bu kendiliğindenliğidir. (Erich Fromm, İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri, Payel Yayınları, 3. Baskı, s. 38) Yani insan, ortada bir tehdit ya da kışkırtma olmasa dahi, saldırganlık sergileyebilecek potansiyele sahiptir. Erich Fromm ise saldırganlığı ikiye ayırır: savunmacı ve yıkıcı saldırganlık. Savunmacı saldırganlık, hayatta kalmak için gerekli ve doğaldır. Ancak yıkıcı saldırganlık, insanın özünde yer alan, biyolojik bir uyarana bağlı olmaksızın ortaya çıkan bir eğilimdir. Fromm’a göre bu tür saldırganlık, bireyin güçsüzlük, yalnızlık gibi duygularından kaynaklanır ve dış dünyayı yok etme arzusu olarak kendini gösterir. Şimdi şu soruyu sormak gerekmez mi? Eğer insanoğlu bu kadar “akıllı”, “gelişmiş” ve “bilinçli” bir varlıksa, neden hala yıkıcı saldırganlık sergilemekte? Neden savaşlar, kıyımlar, psikolojik şiddetler ve toplumsal nefret hala günlük hayatımızın bir parçası? Yıkıcı saldırganlık, insan için yaşamsal bir zorunluluk değildir. Ancak yine de varlığını sürdürüyorsa, bu durum insan doğasının karanlık yönlerini kabul etmemiz gerektiğini göstermiyor mu? Belki de hoşumuza gitmese bile, kötülük insanın doğasında gerçekten vardır. Ve belki de asıl sorun, bu gerçeği reddetmemizde yatıyor olabilir mi?
Duygu ve Düşünce
İyi Olmanın Görünmeyen Bedeli
Bana son zamanlarda doğal olmak, yani yapmacıklıktan uzak durmak, bir hayal gibi geliyor. Böyle olunca insan, aslında kendine değer vermiş oluyor; dolayısıyla çevresine de. İyi ya da kötü her türlü
Duygu ve Düşünce
Reklam