Kör Baykuş, bir insanın gerçekleştirebileceği potansiyeli ile olduğu kişinin gerçeklerle kurduğu uzak ve soyut ilişkiyi konu alır. Özşefkat ve özsaygıdan yoksun bireyin var olamayışını anlatan bu eser, yoğun imgeler, semboller ve bilinçaltı örüntüleriyle örülüdür.
Kitap boyunca görülen resmetme çabası, vazo, mezarcı ve kasap gibi semboller; kahramanın olamamışlığının, sanrılarının ve ağır depresyonunun yansımalarıdır. Arzu duyduğu şeye aynı anda hem haz hem nefret beslemesi, kişiliğini hiçe sayarak arzularına teslim olması, onun içsel huzursuzluğunu ve benlik çatışmasını açıkça gösterir. Kasap figürü, şiddet ve öldürme arzusuyla birleşir; kasabın bıçağını izlerken duyduğu haz, benliğinde bir şiddet çağrısı uyandırır. Bu çağrı, sonunda kendi içsel savaşında daha da derine batmasına yol açar.
Rüyalarla gerçeklerin iç içe geçtiği sahneler, bilinçaltı ile dış dünyanın bulanık sınırlarını gösterir. Horoz sesi, mezarcının kahkahası, yatağın altındaki vazo gibi unsurlar, etrafındaki somut gerçeklikten kaynaklanırken, karakterin zihninde sanrılarla birleşerek yeni anlamlar kazanır. Aynayla yaşadığı çatışma ise, tamamen kendisiyle olamamasının, kendi varlığını kabullenemeyişinin sembolüdür.
Sonuçta, Kör Baykuş’un ana karakteri için bazı insanların varlığı, başkalarından önce kendilerine yük olur. Bu, onun hem psikolojik çöküşünü hem de varlıkla kurduğu sancılı ilişkiyi özetleyen bir durumdur