Bu anlatı hem biçim hem içerik açısından sarsıcı, derinlemesine düşündürücü...Kıran’ın dili, sözcüklerin sade gövdesine işlenmiş derinliklerle donanmış. Tesadüf değil ki, yazarla hemşehriliğimiz( kendisi Amasyalı) nedeniyle kelimelerin yöresel dokusu bana tanıdık geldi; yaşlı bir amcanın ağızından dökülen yerel deyişler gülümsetti, ama bu gülümsemenin altında bir tür içsel çağrı vardı: yaşamak, yalnızca nefes almakla değil, fark etmekle, sürdürmekle, direnmekle ilgiliydi.
Kitapta yürümek, fiziki bir eylem olmanın çok ötesinde. Kahramanın adımları, insanın kendini arayışına dönüşüyor. Sadece yürüyen bir adamı izliyoruz belki; ama o yürüyüş, zamanla hayatta kalmak ile anlamlı yaşamak arasındaki ayrımı gösteren bir ayine dönüşüyor.
Okurken bol bol soracağınız sorular :
Nedir yaşamın özü? İnsan olmak çaba mı gerektirir yoksa yalnızca var olmak yeterli midir?
Kolaylıkla okunan bu kısa anlatıyla hadi hep birlikte zihinsel bir yürüyüşe çıkalım. Her durakta kendimizi bulalım.
Belki de kitabın en çarpıcı yönü, bu çabanın her bireyde bambaşka bir yankı bulabileceğini göstermektir.