Neredeyse bütün gün okuyan ve arada düşünmeksizin, eğlence yahut meşgale ile kendisini eğlendiren kimse, yavaş yavaş kendi kendine düşünme yeteneğini kaybeder, tıpkı at üstünden inmeyen bir adamın sonunda yürümeyi unutması gibi.
Birçok eğitimli insanın durumu bundan pek farklı değildir: Okumak onları ahmaklaştırır. Çünkü her boş vakitte okumak ve sürekli olarak sadece okumak zihni, mütemadiyen elle çalışmaktan daha fazla felç edici bir etkiye sahiptir.
s.62
Annem bana eski dünyadan bahsetti. Başka türlü bir dünyaymış. Kirli. "𝘏𝘦𝘳 𝘴̧𝘦𝘺 𝘢𝘧𝘧𝘦𝘥𝘪𝘭𝘪𝘳 𝘢𝘮𝘢 𝘶𝘯𝘶𝘵𝘶𝘭𝘮𝘢𝘻" 𝘥𝘦𝘥 𝘢𝘯𝘯𝘦𝘮. Gözlerindeki karanlık normalden daha büyüktü. Kelimeleri, dalgalar gibi aktı. Her şey o anki hâliyle iyiydi. Her şey kendi yerini kaplardı. Şimdi, burada olduğu gibi, geçmişte de. Böyle konuştuğunda ona bir hâl olurdu. İçinde, derinde olan bir şey için beni cezalandırır gibi. Onu merkezinden çeken bir şey, doyurulamayan bir açlık gibi. Dünden, gözlerinin önünde yaşanıyor gibi bahsederdi. Bugün sadece bir perdeymiş, onun için gerçek olanı örtüyormuş gibi. Eski dünya bir hayalet gibi ona musallat oldu. Ona bir rüyada, yeni dünyayı yavaş yavaş nasıl yaratacağını söyledi. Hiçbir şeyin değişmediğini böylece anladım. Her şey eskisi gibi kalırdı. Tekerlek bir çember içinde döndükçe dönerdi. Bir yazgı diğerine bağlıydı. Bir ip, kan gibi kırmızı, bütün amellerimizi birbirine bağlayan. Bu düğüm açılamaz. Ama kesilebilir. O, bizimkini kesti. En keskin bıçakla. Yine de kesilmeyen bir şey kaldı geriye. Görünmez bir bağ. Çoğu gece çekiştirir bu bağı. Sonra hiçbir şeyin bitmeyeceğini bilerek sıçrayarak uyanırım. Her şeyin baki kalacağını.
Yerini dolduramayacağımızı bildiğimiz "geçmiş zaman" bitmeyecek, olmayacak sanılan bu galiba. Biraz da başka türlüsünün nasıl olacağını bilememe kaygısından olsa gerek, huzurla uyanmak yerine sıçrayarak uyandırıyor insanı..
Yazarın hakkı var. Ama tam tersini tasvir edecek olursak; kendini affetmenin hafifliği de içinde bir orman büyütmüş ve yağmurları tüm hücresiyle çağırıyor hissi ile tarif edilebilir..
Böyle degil abi. Size saygı duyuyorum ama katılmıyorum. Çünkü insanların yaşanmışlığı bazı konularda algı seviyelerini düşürüyor. O yüzden anlamayanın ne yaşadığı da önemli herkesin bir algı noktası var onu da o yaşanmışlık belirler. Saygılar.
Anlamayan için yorumunuz ne âlâ hocam, fakat söz anlamak istemeyen için muhtemelen. Bu durumda çoğu zaman kabahat sayılıyor. Anlamak istemeyene lisanını yormamalı bazen... Özne belirleyici unsur olmakla beraber değişkenlik gösteren bir ifade diyebiliriz belki