Bütün yaltaklananlara, dalkavuklara, yağcılara, asalaklara duyduğum horgörü büyüdü büyüdü, ve o garip fanatik ruh hali içinde, insan denen şeye o kadar da çok duygu harcamamalı, dedim kendi kendime.
İnsanın, bir kimsenin ibadetten sonra duyduğu sükûnet gibi tatlı bir his olarak kalbine girmiş olan bu sevgi, şimdi harap eden, kasıp kavuran afet gibi bir şey oluvermişti.
Abel'i kapımda bulduğum sabaha kadar, büyük bir boşluk ve kayıtsızlık içinde yaşamıştım. Ne zekiydim ne aptal, ne ilginçtim ne sıkıcı; ve ne kadar çaba gösterip sabretsem de ne iyi olabilmiştim ne de kötü.