Polisin alnı kırıştı, sesi sertleşti: "Suçları neydi?"
Selim monoton bir sesle, bir makine gibi konuştu: "Bilmiyoruz. Galiba okuma yazma bilmekti."
Memure şaşkınlıkla kalemi düşürdü; kalem masada yuvarlandı, yere çarptı. "Bu nasıl suç?" dedi, inanmadığını belli eden bir ifadeyle.
Selim, "Kafka'nın Dava'sını okudunuz mu?" diye sordu. "İşte öyle... Sebepsiz bir kabus, anlamsız bir dava. Bir sabah uyandık, suçluyduk; neden, nasıl, bilmeden."