Bir insanın hayatı bazen tek bir güne sığar ama o gün, yaşanmışlıkla doluysa koskoca bir ömür eder.
Kitap aslında Kazangap’ın cenazesini götürme hikâyesi gibi başlıyor. Ama yolda anlıyoruz ki mesele cenaze değil; hatırlamak, unutmamak, insan kalabilmek. Yedigey yürüdükçe biz de onunla birlikte geçmişe gidiyoruz. Anılar, dostluklar, pişmanlıklar, bozkırın sessizliği… Hepsi üst üste geliyor.
En çarpıcı tarafı bence mankurt meselesi. İnsan geçmişini, köklerini, kim olduğunu unutursa ne olur sorusunu yüzümüze çarpıyor. Aytmatov, bunu öyle bağırarak yapmıyor; sakin ama çok sert bir şekilde söylüyor. “Unutan insan, yönünü de kaybeder” diyor sanki.
Dil olarak ağır değil ama duygusu ağır. Yavaş okunan, arada durup düşündüren bir kitap. Bitirdiğinde hemen kapağı kapatıp başka kitaba geçemiyorsun. İçinde bir şey kalıyor.
Kısaca:
Bu kitap, zamana, hafızaya ve insana dair.
“Biz kimdik, ne olduk, nereye gidiyoruz?” diye sorduran türden.