Dışarısı neden cazip bir ülkeydi de içerisi cehennemdi, bu kaygı da neyin nesiydi, bu boşluk, bu yokluk, bu uçurum, bu hem atlama hem bir yere tutunma çabası?
Ağabeyin seni baştan ayağa süzerken, sende açık bir yara, akan bir kan, aksak bir uzuv, solgun bir yüz, fersiz bir çift göz aradı. Hakikati yalnız somut bir dünyanın mahsulü olarak görenlerin bakışlarıyla alaylı alaylı güldü sana.
Ona bir kalbin çatırdayışını dinletebilirdi mesela, tuz buz olup dağılışını izletebilirdi, dağıldıktan sonra toparlanmayışını, toparlansa bile bir araya getirirken ellerini kanatışını, yapıştırılsa bile eski biçimine kavuşamayışını, bu yüzden ömür boyu aksak, ritimsiz, kötürüm atışını…