Okur
Necip G.
TAKİP ET
Necip G.
@NeGe
Native Content Manager @ Demirören Medya “Her okur oturduğu koltukta birer Crusoe’dur.” (Alberto Manguel)
Gazeteci
Lisans
İstanbul
12 Aralık
2646 okur puanı
06 Kas 2017 tarihinde katıldı.
387
Kitap
87
İnceleme
708
Alıntı
30
İleti
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Necip G.
tekrar paylaştı.
Verda
Kendimle Konuşmalar'ı inceledi.
93 syf.
Birsel'in overlok makinesi ayağınıza geldi:)
'Kendi kendine konuşana deli derler' diyenlere araştırmacılar: "Hadi oradan onlara akıllı derler" diyorlar. Bebeklerin çıkardığı garala gurala sesler, çocukların aynı kelimeleri tekrar etmeleri, oyuncaklarıyla konuşmaları hem öğrenme hem de öğrendiklerini pekiştirme yöntemi. Ya yetişkenler? kendi kendilerine konuşmaları hatırlamaya, zihni odaklayıp, zihindeki karmaşayı organize etmeye yarıyor. Düşünmeyle gelen konuşma ve işitme bilgilerinizi daha sağlam yere oturmasını sağlıyor. Psikolojik faydalarını da es geçmemek lâzım... Neyse kitaba gelirsem hepimiz burada kitap okuyoruz; kaçımız sesli okuma yapıyor, ya da kaçımız eserler, yazarlar hakkında sesli konuşmalar yapıp karşılaştırıp, çarpıştırıp aklımızda kalıcı hale getiriyoruz? Bir konu alalım: "titizlik". Buna örnek yazar tutuşturalım. Gürpınar ve Proust. Biri eldivensiz kapı kolu açmaz, diğeri eldivensiz tokalaşmaz. Biri yemek davetine kendi yemeğini götürür, diğeri yemek davetinde yemek yemez titizliğinden :) Bunları tam tersi de var: Balzac. Yıkanmaktan hoşlanmaz, tırnaklarının içi pislik içinde gezer, yaydığı kokudan dolayı tokalaşılmak istenmez :) Birsel de tam verdiğim bu örneklerdeki gibi yazmaya başlıyor. Bir konu ya da bir kelimeyi ortaya koyup örneği, alıntısı derken enfes denemeler çıkarıyor. Kendi kendine konuşup bir yandan da yazarak pekiştiriyor bütün bildiklerini. Çoğu zaman da eserlerinde benzer örnekler görerek unutmamaya çalıştığını anlıyorsunuz. André Gide Nurullah Ataç bu taktiği kullananlardan. Aslında okuduklarımızı unutmamak adına, yazarları kafamızda canlanan bir karakter haline getirmek için iyi bir yol. Alın karşınıza iki depresif ya da komedici yazarı başlayın muhabbete; karakterleri, eserleri, ilişkileri hakkında. Başka yazarlar oturtun sonra zıt görüşlü. Sonra Allah muhabbetinizi arttırsın ne diyeyim :) Eserin içeriğine dair tüyolar vermeyeceğim bu sefer. Birsel'in bu eseri de overlok makinesi niteliğinde. Edebi, tarihi, sanatsal noksanlıklarınıza overlok çekilir. Bir saatte okunur, hemen zihninize teslim edilir :) Sıkmaz, bunaltmaz, vızır vızır okunur ve tavsiye olunur.
Kendimle Konuşmalar
OKUYACAKLARIMA EKLE
4
81
Necip G.
tekrar paylaştı.
Sultannn
Canistan'ı inceledi.
96 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
Okumakta geç kalınmış kitap... CANİSTAN
Şubattan beri kitaplığımda olan ama elimi her attığımda, biraz beklesin dediğim, okuduğum zaman ise neden bu kadar beklemişim diye hayıflandığım bir kitap Canistan. Ne kadar ilginç bir ismi var değil mi? CANİSTAN. İsmi üzerinde çok düşündüm, acaba ne anlama geliyor diye? Okumadan önce hiçbir anlam veremedim ama okuduktan sonra CANDAN ÖTE  diye düşündüm. Tabii bu benim düşündüğüm, herkes kendine göre bir anlam verebilir. Yusuf Atılgan diyince aklımıza Aylak Adam ve Anayurt Oteli gelir. Ama bence Canistan ikisinin de önünde olması gereken bir kitap. İkisini de okudun mu ki bunu diyorsun, diyebilirsiniz. AYLAK ADAMI okudum, ANAYURT OTELİ'ni okumadım ama otel katibi Zebercet'i bilmeyen yoktur. Kitabını okumadıysam da izlediğim filmden, okuduğum incelemelerden okumuş kadar oldum. Canistan, Yusuf Atılgan'ın ölmeden önce yazmaya başladığı ama tamamlayamadığı son kitabıymış. (Not: Bu bilgiyi kitabı bitirene kadar bilmiyordum.) Yarım kitap nasıl güzel olabilir diyebilirsiniz ama okuyunca aslında yarım kalmadığını çok rahat anlayabilirsiniz. Kitabı dört bölüm olarak düşünüp ancak üç bölümünü tamamlayabilmiş. Aslında bu üç bölüm kitap için yeterli bence. Kimbilir belki yaşasaydı, üçüncü bölümden sonrasını çıkarırdı. Çünkü kitap üç bölümde tamamlanmış. Ya da, son bölümde kitap Selim'in çocukluk arkadaşı Ali'nin gözünden anlatılacaktı. Ama bu kadarı bile herşeyi anlamamıza yetiyor. Yarım kalmışlık hissi kesinlikle uyandırmıyor. Kitabı okuyunca mutlaka bir şeyler yazmalıyım diye düşündüm. Yazmasam kitaba haksızlık etmiş olacaktım. Şimdi diyeceksiniz ki, yazmadığın kitapları tavsiye etmiyor musun? Asla! Keşke zamanım olsa da yazabilsem. (Özellikle Hasan İzzettin Dinamo'nun kitaplarını) Yaz geldi tatil başladı, daha nasıl zamandan bahsediyorum değil mi? Ama bazen yaz tatilleri çalışma zamanlarından daha yoğun olabiliyor. Benim de yoğun yaz tatili geçirdiğim bir dönem. Tatildeyim diyerek aslında kendimi kandırıyorumdur, tatil diye bir şey yok çünkü. Neyse sanırım kendimi az da olsa anlatabildim. Canistan Gelelim CANİSTAN'a. CANİSTAN, Çanakkale Savaşı döneminde başlayan, Birinci Dünya Savaşı döneminde de devam eden bir roman. Olaylar Manisa çevresinde geçiyor. Özellikle dönemin önemli olaylarına kısa da olsa değinmiş. Birinci Dünya Savaşı'ndaki işgal, kurulan çeteler, kısacası o dönem yaşanan olaylar kısa ama dolu dolu ele alınmış. Özellikle köy yaşantısı, üzüm bağları, köydeki insan ilişkileri çok derin bir şekilde anlatılmış. Okurken adeta gözümde canlandı. Sanki o anları yaşadım. Romandaki baş karakter olan Selim, 14 yaşından beri içinde taşıdığı öfkeyi hayatı boyunca içinden atamamış. Zaman geçtikçe içinde taşıdığı öfkeyi büyüttükçe büyütmüş. Üstelik bu öfkeyi en sevdiği arkadaşı için taşımış. Zaten kitabın başında, sonunu anlatıyor. Yani benim söylediklerimi spoiler olarak düşünmeyin. Ama önemli olan bu sona nasıl gelindiği. Selim, hangi yollardan geçerek bu sonu hazırlamış. Önemli olan bunları bilmek. 95 sayfalık bir kitapta ne çok şey buldum. Selim'in güçlü kişiliğine rağmen içinde yaşattığı öfkeyi gördüm. Bu öfke bana çok anlamsız gelse de, Selim'e hayran kaldım. Selim'in küçük yaşta atıldığı bilinmez hayatta kendine bir yer edinmesi hayran olunası. Hem Selim, hem kitaptaki diğer karakterler, hepsi ama hepsi o kadar yerli yerinde ki, ne bir eksik, ne de bir fazla. Okuduktan sonra, neden şimdiye kadar beklemişim diye düşünmeden edemedim. Ah, akılsız ben! :) Neden kitap dostu arkadaşlarının tavsiyelerini geciktirirsin ki? Yusuf Atılgan Her ne kadar Yusuf Atılgan'ı tanısak da, hayatına değinmeden incelemeyi bitirmek istemiyorum. Kendisi 1921 yılında Manisa'da doğmuş. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirmiş. Fakülteyi bitirdikten sonra bir yıl kadar Manisa'da edebiyat öğretmenliği yapmış. Sonrasında ise fakülte yıllarında katıldığı öğrenci hareketlerinden dolayı on ay kadar tutuklu kalmış. Çıktıktan sonra ise görevinden atılmış. Yani o kadar okumasına rağmen sadece bir yıl öğretmenlik yapmış. Ne acı değil mi? O kadar oku, sonra öğrencilik yıllarında katıldığın gruplardan dolayı görevden atıl. Tabii bu durum kendisini yıldırmamış. Hayatına edebiyatı katarak devam etmiş. 1989 yılında son kitabı olan Canistan'ı yazarken, İstanbul'da kalp krizi sonucu hayata gözlerini yummuş. Bu arada bizlere az ama öz eserler bırakmış. Her romanı üzerinde konuşulacak kadar etkili olmuş. Yeni sipariş mi vereceksiniz, lütfen sipariş listenize Canistan'ı hemen ekleyin. Yanına bir Sait Faik Abasıyanık eklemeyi de unutmayın bu arada. İkisi de dudak uçuklatmayan fiyatlarda. Yani bütçenizi sarsacak kitaplardan değiller. O yüzden acele edin. Tükenmeden alın :) Bu arada, Canistan'ı bana tavsiye eden kitap dostu arkadaşım Turan ATEŞ, bilseydim önerdiğin an okurdum. Geciktirdiğim için çok üzgünüm. Ama ne diyoruz, geç olsun da güç olmasın. Yani, hiçbir şey için geç değildir. Tekrar teşekkür ederim. Meraklısına şimdiden keyifli okumalar :)
Canistan
7.9/10
· 2.630 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
25
368
Necip G.
tekrar paylaştı.
Veysel Yılmaz
bir alıntı ekledi.
Gezegenimizin ölüm tarihine dair yapılan pek çok tahmin bulunuyor. Bu zaman tahminlerinden biri de Isaac Newton tarafından ortaya atılan 2060 yılı; fakat bu tahminin mantıksızlığını günümüzde çok daha net görüyoruz. AstronomIara göre Güneş, bir kırmızı deve dönüşerek Dünya'yı da yutacak. Fakat bu gerçekleşmeden önce, Güneş tarafından yayılmaya başlanan ekstra ısı nedeniyle gezegenimizin adeta kavrulacağı ve tüm suyun buharlaşacağı düşünülüyor. Bu kavrulma sonucunda da Dünya'daki yaşamın tamamen son bulacağını söyleyebiliriz. Modellemelere göre bu senaryo günümüzden 150 milyon yıl sonra gerçekleşebilir. Fakat daha güncel araştırmalar, bu sonun gelmesine 1 milyar yıl kadar bir zaman olduğunu gösteriyor.
1
9