Orada,hayatlarının sönmekte olduğu o bakımevinin etrafında da akşam,hüzünlü bir huzur anı gibiydi.Ölüme o kadar yakınken annem,orada kendini her şeyden azade ve her şeyi yeniden yaşamaya hazır hissetmiş olmalıydı.Hiç kimsenin onun arkasından ağlamaya hakkı yoktu.
(...)ve bana doğru bakarken gözünde öyle muzaffer bir ifade vardı ki yıllardan beri ilk defa olarak içimde aptalca bir ağlama arzusu uyandı.Çünkü bütün bu insanların benden ne kadar çok nefret ettiklerini hissetmiştim.
Zaten birçok Türk evinde böyle bir suskunluk vardı,geçmiş konuşulmazdı.Sanki o korkunç olaylardan söz etmek,her şeyi yeniden başlatacakmış gibi...Türkiye’de hemen her konuda,her kurumda sorunların çözülmesinden çok üstünün örtülmesine öncelik verilmesi,acaba bu alışkanlık sonucu ortaya çıkan bir durum muydu?