Bazen hayat o kadar hızlı akıyor ki, asıl durup bakmamız gereken yeri; yani kendi içimizi hep erteliyoruz. Kenz-i Mahfi’yi okurken tam olarak şunu hissettim: Aradığımız o huzur da, o gizli hazine de aslında çok uzağımızda değilmiş, tam şuramızda kalbimizdeymiş.
Kitabın anlatımı; hani bazı insanlar konuşurken sesi ruhunuzu dinlendirir ya, İsmail Hakkı Bursevi’nin dili de tam öyle. Eski kelimelerin o kendine has bir ağırlığı var evet, ama bu sizi yoran bir ağırlık değil; aksine her cümlede "duruo düşünmeye sevk eden bir şefkat var. Sanki yüzlerce yıl öncesinden bugünkü telaşımıza bir sakinlik bırakmış...
Okurken altını çizdiğim her satırda kendime dair bir parça buldum. Bu kitap bana; bilginin sadece ezberlemek değil, o bilgiyi hayatına ve kalbine dokundurmak olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Eğer siz de şu sıralar dünyadan biraz uzaklaşıp kendi içinize güzel bir yolculuk yapmak isterseniz, bu gizli hazineye bir şans verin derim