" Bülbüller sadece bizi keyiflendirmek için öterler. İnsanların bahçelerini didiklemez, mısır ambarlarına yuva yapmazlar. Kalplerini bize açıp şarkı söylemekten başka bir şey yapmazlar. İşte, bu yüzden bir bülbülü öldürmek günahtır."
Charles Dickens’ın İki Şehrin Hikâyesi adlı eseri, Fransız Devrimi döneminde Londra ve Paris ekseninde geçen bir hikâyeyi konu alır. Roman, aristokrasinin baskıcı düzeniyle halkın öfkesini, devrimle birlikte ortaya çıkan umutları ve sonrasında bu umutların nasıl bir şiddet dalgasına dönüştüğünü çarpıcı biçimde gösterir.
Olay örgüsü oldukça sürükleyici ve anlatımı akıcıdır; tarihsel bir dönemi ele almasına rağmen asla sıkıcı gelmez. Özellikle Sidney Carton karakteri, baştaki umutsuz hâlinden büyük bir fedakârlığa giden dönüşümüyle okuyucuyu şaşırtır. Cumhuriyet, eşitlik ve özgürlük gibi kavramların başlangıçta umut verici olup zamanla vahşete dönüşmesi ise kitabın en düşündürücü yanıdır.
Genel olarak, roman hem tarihi bir döneme ışık tutuyor hem de insan doğasının iyi ve kötü yanlarını güçlü bir şekilde yansıtıyor. Okuması keyifli ve aynı zamanda düşündürücü bir klasik.