N£m£S!S profil resmi
Rüya görür gibi yaşarız, yalnız başımıza…
Bibliyoterapi
89 okur puanı
05 Eki 2018 tarihinde katıldı.
  • N£m£S!S paylaştı.
    144 syf.
    ·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Şubat 2019... İstanbul bembayaz bir kar örtüsünün altında dinleniyor... Bugün çok daha az kişi ayak basıyor sokaklara, kaldırımlara... Daha az araba geçiyor, daha az korna çalıyor caddelerde... Bir Pazar günü... Dışarıdaki beyaz örtüyü üzerime çekip şehir gibi dingin, sessiz sedasız yaşamak istiyorum bugünü... Böyle bir günde yapılacak iki güzel şey var; kitap okumak ve türkü dinlemek... Ben ikisini de yapıyorum. Parayla pul gibi, evle araba gibi, makamla koltuk gibi ayrılmaz bir ikili benim için... Artık kim hangisini tercih ederse... Çünkü mutluluk vaad ediyor her biri... Benim adresim belli... Her neyse...

    Neşet Baba öyle bir giriyor ki bozlağa, masamdaki yeni demlenmiş çayın bardağı titriyor yanı başımda... Çay kaşığı ritim tutmaya başlıyor dayanamayıp...

    "Bir yaratmış Allah tüm insanları
    Ayrılık insanın sözünden olur
    Ayrı görme gel şu insanoğlunu
    Her niyet kişinin özünden olur"

    diye başlıyor bozlak... Dışarıdan baksan dört mısra, içeriden baksan 400 kulaç dibi okyanusun... O kadar derin işte... Ben daha kelamın kerametine eremeden Neşet Baba bir oktav daha çıkıyor yukarı... Belli ki dibini gösterecek bana o engin deryanın;

    "Güneşi bir kuvvet karartır mı hiç
    Allah sevmediğini yaratır mı hiç
    İnsan olan insan darıltır mı hiç
    Haksızlık haksızın yüzünden olur"

    Aslında tam burada satırlarımı sonlandırıp veda etmeliyim size... 'Kitabın incelemesi nerede' diye soranlara da, 'yazdım ya işte yukarıda' demeliyim tek kaşımı kaldırıp, bilmiş bir edayla... Okumadınız mı?

    Böyledir işte bazen... Arayıp da, bir kütüphane arşınlayıp bulamadığınız şey, bazen bir bağlamanın telinde, bazen bir nağmenin tınısında, bazen bir kitabın sayfalarında çıkıverir karşınıza... Ya da 80'lik bir ninenin dilinden düşüverir önünüze; siz hesap kitap yapıp, excel tabloların içinde kaybolup, istatistik biliminin altını üstüne getirip de işin işinden çıkamadığınız zamanlarda nineniz "Gurkun cücüğü güzün sayılır" deyip kurtarır sizi karanlıktan:) öyle bir şeydir işte...

    Yok ama, bu kadar erken veda etmeyeceğim... Dışarıda yağan karın, önümde kıpraşan kelimelerin, gönlümü titreten ezgilerin arasında oradan oraya sürüklendiğim şu anı uzatabildiğim kadar uzatacağım...

    ----------------------

    Bir yılı geçti 1k'da süregelen yolculuğum... Mehmet Y. hocamla tanışıklığımız da aynıdır aşağı yukarı... 1k üzerinde devam eden muhabbetimizin dışında yüz yüze tanışma, kısa da olsa sohbet etme şansım da oldu kendisiyle... İlk Aytmatov kitapları tanıştırdı bizi. Kendisini takip eden herkes onun Aytmatov hayranlığını iyi bilir zaten... Cengiz Han'a Küsen Bulut'un Abutalip Kuttubayev'idir o bizim için... Biz onu öyle kodladık zihnimize... O da yazdığı her kitabında, incelemesinde sağolsun ne kadar yerinde bir müşabehet (benzerlik) olduğunu kanıtladı her zaman...

    Nihayetinde, ben Mehmet hocamı o günden bugüne hep 'iyi' bildim... Dikkatinizi çekerim, tanıdım demiyorum. Tanımak bambaşka bir aşama çünkü... Öyle bugünden yarına olan bir şey değil... Sürekliliği olan ve var olduğumuz sürece varlığını devam ettiren bir süreç... O yüzdendir ki, cenaze namazlarından önce tabutun başındaki imam bile merhumu/merhumeyi 'nasıl tanırdınız' diye sormaz. 'Nasıl bilirdiniz?' der... Öyle ya, insan bazen kendini bile tam manasıyla tanıyamıyor, kaldı ki onu dışarıdan tanımak öyle kolay bir iş olsun...

    Evet, iyi bilirim Mehmet hocamı... İyi sıfatının altının bu kadar boşaltıldığı bir dünyada birine sadece 'iyi' demek eksik bir anlatımmış gibi gözükse de aslında olması gerekendir. Mehmet hocam da zaten sık sık bunun altını çizmiş kitabında... Ben de kitaptan öğrendiğime sadık kalıyorum o yüzden:)

    O, insanların bu kadar az sevildiği bir dünyada inatla insanları sevmeye devam eden, kendi hikayesi ile insanların hikayesini buluşturup harmanlayan, başka bi ifadeyle kendi hikayesi, insanların hikayesini yazmak olan değerli bir yazar...

    Mehmet hocamın 'insanları' da çoğu zaman onun gibi bakıyor dünyaya; acısını içine gömüyor, umuda sarılıyor, yaşamın kutsallığına, özündeki iyi değerlere, yani yaşamanın kendisine inanıyor ve güveniyor... Çünkü o umut ve güven olmasa bugün ne Aida'nın, ne Ceylan Maaruf'un hikayeleri öğrenebilir, ne de onların hikayesini yazan Mehmet Yılmaz'ı tanıyabilirdik... Onların sesini bize kadar ulaştıran şey, işte bu umudun ve sarsılmaz güvenin mavi otobüsüdür...

    -----------------------

    Tam olarak tarihini hatırlamıyorum ama temizinden bir 10 yıl olmuştur bir şehirlerarası otobüse binmeyeli... Kendine has bir atmosferi vardır o otobüslerin, sanki bazı şeyler sadece o otobüste yaşanabilir, o otobüste gerçek değerini bulabilirmiş gibi... Genç dostlarımız bilmez belki, benim ilk gençlik yıllarımda özel bir hazırlık isterdi uzun otobüs yolculukları... Yolculuk için 60'lık, 90'lık kasetler doldurulur, yolda müziksiz kalmamak için 'Walkman'lere yedek piller tedarik edilir, yolculuğa özel kitaplar seçilir öyle çıkılırdı yolculuğa... Şimdi bile televizyonda, radyoda falan bazı şarkılara denk geldiğimde eski otobüs yolculuklarım canlanır gözümün önünde... Öyle yer etmiştir zihinde bu yolculuklar... Şimdi size bir kasa kakaolu Top Kek alıp versem, otobüsteki kekin lezzetini asla vermez mesela:) Eğer otobüste uyuyamayan tayfanın içindeyseniz, muavinin televizyonda açtığı 3. sınıf karate filmini bile Nuri Bilge Ceylan filmi gibi dikkatle seyredersiniz... Kısacası, başka bir tattır bu otobüs yolculukları...

    O yüzden, Yola Düşen Gölgeler'in bir şehirlerarası otobüste geçiyor olması, biraz da nostaljik bir etki bıraktı üzerimde... Daha bir yakın hissetim kitabı kendime...

    Tabii ki sadece otobüsün kendisi değil, yolcuların hikayesi de oldukça tanıdıktı... Tanıdık derken, evet bir çok hikayeyi bizzat tecrübe etmedim belki ama tarihi, coğrafi, kültürel bir tanışıklık vardı aramızda mutlaka... Hatta daha çok bilgi sahibi olmam gereken ama derinine inmeden sadece yüzeysel olarak bildiğim bazı hikayeleri okudukça kendime kızdım... Mehmet Hocamın Tuna'nın Türküsü kitabını okurken de uyarmıştım kendimi bu konuda, şimdi ise bir uyarıdan da öte, bir görev belledim bu konuyu... En yakın zamanda ait olduğum coğrafyaya ait çok daha kapsamlı bir araştırma yapacağım... Açık söylemek gerekirse, kitabın bana en büyük kazanımlarından biri de bu oldu...

    Bu tanıdık hikayeler bir yandan da zaman ne kadar değişirse değişsin insanın kötülüğü sahiplenme hevesinde asla geri adım atmadığı gerçeğini ve bu kötülüğe farklı farklı kılıflar uydurma çabasını bir tokat gibi çarptı yüzüme... Geçmişte ya da günümüzde yaşanmış öyle hikayeler okudum ki, bu hissiz, bu kalpsiz, bu ruhsuz dünyada acaba benim ne kadar payım var diye düşünmeden edemedim... Çünkü benim kişisel görüşüm odur ki, mutlak kötülüğün kara bulutları bu kadar çökmüşse üzerimize, o obur bulutları besleyen kara dumanın bir parçası da mutlaka benim evimin bacasından çıkıp karışmıştır oraya... Çünkü bilirim ki, kötülük yapmak kötülerin işidir, ancak kötülüğe duyarsız kalmak, iyi olduğunu iddia edenlere has bir durumdur... O yüzden, kahrolsun bu kötüler naraları atıp kenara çekilmeden önce, kendi payının hesabını da ödemelidir insan...

    ---------------------

    Hikayelerin içeriğine ayrı ayrı girmeyi tercih etmedim özellikle... Çünkü bana göre kitapta tek ve büyük bir hikaye vardı; o da insanın kendi hikayesiydi... Çünkü iyilik de kötülük de, savaş da, barış da, vahşet de, merhamet de kaynağını tek bir canlıdan, insanın kendisinden almıyor mu?

    İşte Neşet Ertaş'ın bozlağındaki "Bir yaratmış Allah tüm insanları" dizesi bu noktada daha bir anlam kazanmıyor mu? Bir yaratılan insan, nasıl oluyor da bine bölüyor kendisini? Ve nasıl oluyor da bine böldüğünü, çarpık inanç ve ideoloji kılıfları içinde tekrar bir edeceğiz vaadiyle gözünü dahi kırpmadan yakıp yok edebiliyor?

    Her şeye rağmen 'adalet' diyor kitabın insanları... 'Geç de olsa herkesin adalete ihtiyacı var' diyor... Fani dünyada, ekmek gibi su gibi bir ihtiyaç hem de... Biliyoruz ki, adalet kötüleri asla dünyadan yok etmeyecek ama onların gücünü kıracak zaman içinde... Adalet hayatımıza dahil oldukça terazi her geçen gün daha denk tartmaya başlayacak... Kim bilir, gün gelecek belki de iyilik daha ağır basacak o terazinin kefesinde... Eğer kendi yoluna düşen gölgesinden korkan insanlardan biri olmak istemiyorsak bizim de bir an önce safımızı seçmemiz, bir başkasının, hatta hiç tanımadığımız biri de olabilir bu, adalet mücadelesine de kendi adalet mücadelemizmiş gibi sarılmamız gerekiyor.

    Evet sevgili 1k dostları... Her başarılı kitabın arkasında bir yaşanmışlık vardır... Mehmet hocam, kendi yaşanmışlığından süzdüklerini zihin dünyasının kadim güneşi olan edebiyatın ışığına tutmuş ve bizi bu ışıktan yansıyan gölgelerin acı/tatlı hikayeleri ile baş başa bırakmış... Sizler de kitabı okuduğunuzda bu gölgelerin arasında elbet kendi gölgenizi de bulacaksınız... Bindiğiniz mavi otobüsün yolunun iyiliğe ve aydınlığa çıkması dileğiyle...

    Herkese keyifli okumalar dilerim...

    https://www.youtube.com/watch?v=e-s7UbCwOf4
  • Bazıları kendilerini "iyi insan" , diye tarif ediyorlardı. İyilik evrensel bir şeydir. Kendi yandaşına, kendi soydaşına iyilik yapıp, diğerlerini mahvetmek iyilik olamaz.
  • İyi liderler toplumlarına iyiliği, erdemi, adaleti, dürüstlüğü, insanlığı yayarken, kötü liderler nefreti, ayrımcılığı, partizanlığı aşılıyordu.Tarih boyunca hep böyle olmuştur.
  • Ümitlenmenin iyi bir şey olup olmadığı konusunda kararsızdım. Çünkü sizi hem hayata bağlıyor hem de tüketiyordu.
  • Seni seviyorum diyemeden onu sevmektir.
  • Mutluluk öyle birşeydir ki, 
    Belki içinde bulunduğunuz o an bile bunu hissedebilirdiniz lakin esas o anı kaybettikten sonra anlayabilirsiniz.
  • Olmayacağını bilseniz bile ona sımsıkı sarılırsınız.Diliniz imkânsız dese de, kalbiniz olsun ister.
  • Anne Allah'ın rızasını kazanmak için ibadet ederken, baba günaha girip cezalandırmayayım diye ibadet ederdi.
  • Zira insan kalmak çok zor bir sınavdı.
  • "Bunları sizlere niçin yaptılar?” dedi.
    “Bir daha asla unutmamamız için.” dedi Aida.
Rüya görür gibi yaşarız, yalnız başımıza…
Bibliyoterapi
89 okur puanı
05 Eki 2018 tarihinde katıldı.
2019
25/100
25%
25 kitap
5.981 sayfa
176 alıntı
3 günde 1 kitap okumalı.

Şu anda okudukları 5 kitap

  • Yola Düşen Gölgeler
  • Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok
  • Locus Solus
  • Bir Kayıp Denizci
  • Karanlığın Yüreği

Beğendiği kitaplar 1 kitap

  • Yola Düşen Gölgeler
Okur takip önerileri
Daha fazla